16 Haziran 2010 Çarşamba

Ozbekistan (Buhara- Samarkand)

Türkmenistan sınırından geçip Özbekistan sınırına doğru ilerliyorum. Kapının orada bizim tırcılar kuyruk oluşturmuş. Hepsi bana bakıyor. kapı açıldı. Tırcı arkadaşlar hemşerim hoş geldin diyip çayı ocağa koydular. 30 veya 40 tırcı arkadaş vardı. Sabah çaylarımızı içtik sonra ben kontrol noktasına doğru yöneldim onlarda Türkmenistan’a doğru yol aldılar.

Kapıda sıraya girdim bu sırada karşı tarafta bir bisikleti de Türkmenistan’a giriş yapmak üzereydi. Parmaklıklar arkasından yüksek sesle konuşmaya başlıyoruz. Güney asya tarafından geliyor Avrupa ya doğru gidiyordu. Adını söyledi o gürültüde duyamadım. Amerikalı olduğunu duyabilmiştim. Uzunca bir süre sohbet ettik. Bu sırada bir ıspanyol motorsikleti ile karsı tarafda beklıyordu. Benım Türk oldugumu ogrenınce hemen yanıma geldı.

Herıfın durumuna bakın. Ozbekıstanda kı Turkmenıstan elcılıgı adama Türkmenıstan tarafına gecın oradakı memurlarda evraklarınız hazır sızı beklıyor dıyorlar. Herıf motoruna atlayıp Özbekistan sınırını gecıyor. Turkmenıstan sınırına gıdıyor. Turkmenistan polisi burada evraklarınız yok, ozbekıstana gerı donun dıyorlar. Ozbekıstan vızesı adamın tek gecıslık oldugundan ozbekıstan sınır kapısıda bu vıze tek gecıslık ıcerı gıremezsınız dıyor. Herıf kalıyor mu tam ortada. Kafayı sıyırmıs durdaydı.

Memurlarla konusup durumu halletmeye calısıyorum. Adama ıkı gun verın herıf kazakıstan sınırından cıkıp gıtsın dıyorum ızın vermıyorlar. Gunlerden Cumartesı oldugundan Ispanyol elcılıgıde kapalı. Yanı adam Pazartesı gunune kadar maalesef ıkı sınır arasında beklemek zorunda kalıyor. Yanı anlayacagınız uluslararsı gezılerde kapıya gıdın evraklar orda hazırdır sızı beklıyordur derlersede ınanmayın evraklarınızı alın oyle gıdın sonrasında boyle göt olmayın. İşte tecrube edınmıs oldu adam, bende ogrenmıs oldum :D

Kapıdan gectıkten sonrada herkes dun Kanadalının gectıgını fakat aksam durmayıp yol aldıgını soyledıler. Ulan bır kere ınat ettım ya herıfı yakalayacagım dıye ya yakalayacagım kardesım ne olursa olsun. Buhara ya 120 km vardı. Rüzgar arkamda tamamdır ben bu adamı yakalarım dedım. Buharaya 40 km kala adamı kaysı agaçların dan kaysı çalarken yol kenarında yakaladım :D. Beni görünce şok oldu. Sonra suratında bir gülümseme oluştu. O da yalnız yol alan bır bısıkletcı bır noktadan sonra sohbet edecek bırılerının olması yol alırken hıc fena olmuyor. Neyse ilk önce hiç konuşmadan birbirimize sarıldık. Sonrasında da tanıştık. Herıfe nerden gelıyorsun nereye gıdıyorsun dedım. Bu arada adı David. Son bir buçuk senedir Atlantiğin bu tarafındayım dedi.. Nasıl ya anlamadım. Öncesinde nerdeydin?. Kaç aydır yoldasın dedim. Herif 1.5 senedir bisikleti atlantiğin bu tarafından geziyormuş. Hahahaha ıngılızce bıldıgım butun kufurlerı ettım sonra turkceye gectim Sonra muhabbet biraz daha ilerledi Meğersem herif Kanada dan 6 sene önce yola çıkmış. Ben yanlış anlamışım oha ki ne oha. Nereye gidiyorsun diyorum . Bilmiyorum geziyorum öylesine demez mi. Hahahahah len herif arıza cıktı. Yani arkadaşlar çılgınım deliyim falan diyoruz ya . Hikayeeeee hepsi. Herif başından geçen olayları bir anlatıyor. Ben anlatmadım sadece dinledim.Adamin anlatacak macerasi coktu. Kaç km yaptın diyorum haberi yok bilmiyor. Bir noktadan sonra bıraktım diyor. Buhara şehrine kadar onun yol anılarının küçük bir kısmını dinledim. Çok keyifliydi. Bu arada Gürkan biraz hızlı pedallayabilirmiyiz diyor.

Saat 14:30 da Mir- i Arab ın onunde olmamız lazım dıyor neden dedım. Kız arkadasımla bundan ıkı ay once konustugumuzda orada bulusucagımıza karar vermıstık demezmı. Nasıl ya ıkı aydır nıye konusmadınız diyorum. Bende telefon yok dedi. Adamda telefon yok, gps yok, harita yok. Belli bir plan yok. En son Türkiye de konusmuslar. Kız arkadasıda Bulgar. Bir dahaki turu mu bende böyle yapacağım çok hoşuma gitti. Annen yok mu dedim. Var onu da ayda bir arıyorum dedi. Eee onuda yapmasaydın dedım :D.. Biz Mir-i Arab ın oraya vardıgımız da kız arkadaşının gelmesıne 30 dk vardı bende civarda otel aramaya başladım . Döndüğümde 5 dk geçmişti kız arkadaşı hala ortalıklarda yoktu. Peki ya gelmeze ne olacak dedim. 5 dk daha bekleyelim gelmeze gidip otele yerleşelim dedi. Bunu Tam dedi pat kız çıkı verdi karşısına. Hadi len oldum :D… Ohaa ya len hiç kıskanç herif değilimdir ama şu olayı kıskandım valla. Sen 2 ay önce konuş anlaş , Pat diye gelsin kız. Vay arkadaş yaa .. Angelina da geldiğine göre artık gidip otelimize yerleşebilirdik.

8 dolara sabah kahvaltısı dahil super bir otelde kaldım 5 gün boyunca Buhara da Bir çok yer gezdim gördüm. Bir dolu yabancı arkadaşla tanıştık muhabbet ettik.

Eskiden Buhara yolu ticaret amaçlı kullanılıyormuş medreseler kervansaraylar hanlar konaklar. İpek yolunun en hareketli şehirlerinden biriymiş . Fakat bu yüz yılda farklı bir amaç içinde kullanılıyor. Yaşadığımız şu dünyayı daha iyi anlamak , kendi kültürlerini ülkelerini insanlara tanıtmak ve hayatlarına yeni anlamlar katmak için yola çıkmış bir çok maceraperestin, hayalperestin kesişme noktası olmuş. İstanbul da Ankara da çok zor karşılaşırsın aynı amaç için yola çıkmış insanlarla. Burada öyle değil. Bisikleti ile gelen motorları ile gelenler. Toplu taşıma araçlarını kullanarak seyahat edenler. Çalışarak dünyayı gezmeye çalışanlar. Kamyonları ile dünyayı dolaşanlar. İnanılmaz bir nokta herkes bir arada ve insanların yüzlerinde muhteşem bir gülümseme ve mutluluk var. Ben bu gruba artık, Yaşamın ne demek olduğunu fark etmiş insanlar diyorum. İster araçla ister yürüyerek bir şekilde uzun soluklu yolculuklar yapmak şart. Eğer bir şeylerin farkına varmak istiyorsanız.

David ve Angelina 20 gün boyunca Özbekistan içinde trenle oradan oraya gezip duracaklar. Bende bu arada yoluma devam edeceğim. Yol arkadaşlarım İsveç den Benjamin ve Loura olacaklar. Samarkant e kadar birlikte yol alacağız. Sonra ben Taşkent e devam edeceğim. Yolda tanıştığım herkes Tacikistan a gidiyor fakat Tacikistan benim rotamda yok. Yolu pek uzatmak istememiştim o yüzdende o ülkeyi es geçmiştim fakat hemen hemen herkes Tacikistan da görülecek muhteşem yerler olduğunu söylüyor. Şimdilik öncelikli hedefim Taşkent deki Türk elçiliğine varmak . Belki ilerleyen günlerde rotada bir değişiklik yapıp Özbekistan içinde alacağım yolu Tacikistan da alabilirim. Böylelikle bisiklet camiası ile de hareket etmiş olurum. Bu arada Rusya da gideceğim güzergah hakkında kimsenin en ufak fikri yok. Rusa soruyorum buraları biliyor musun diye. Geçeceğim köyleri şehirleri bilen yok. Ne rota çizermişim arkadaş.

Sabah erken yola çıkılacaktı fakat akşam Kristian ve Gisa beni İtalyan restoranına çağırdılar beraber yemek yedik. Yol hakkında yolculuk hakkında ve kazandığımız deneyimler hakkında sohbet ettik. 4 şişe bira gitmiş muhabbet esnasında. Baktımkı ıcmeye devam ediyorlar. Sizde motor var. Ben motoru bozmadan otele kaçıyorum dedikten sonra kalkıyorum. Gisa sabah erkenden gideceğim için kapılarını çalmamı istedi. İki gündür beraber geziyoruz . Birlikte fotoğrafımız yok . Sabah ben erken kalkıp bısıkletın çantalarını yerleştiriken Cristian ve Gisa da uyanıyor birlikte bir foto çekiliyoruz.

Kapının onunde bekleyen Benjamin ve Loura ya katılıp yola çıkıyorum. Ikısıde gayet hızlılar 28 km sabıtlıyorlar hızımızı. Benım onlara yetısmem düz alanlarda bıraz zor oluyor . Çark ebatlarımız ve tekerlek ebatlarımız aynı değil. Fakat benimde bisikletim onlarınkıne nazaran fazla yüklü olmasına rağmen hafif. Bisikletleri el yapımı demirden. Çark sistemi arka göbeğin içine saklanmış 2500 euro gibi bir paradan bahsetti sadece o sistem için. Bana biraz anlamsız geldi. Yolda bozulsa ne halt edecekler. 15 aydır bisikletle geziyorlar henuz bozulmamış onuda hemen söyledi. Kardeşim bu ne ya gezginlerin hepsi ağzını 1 seneden açıyor. Ben 2 ay demeye utanır oldum valla.

Ilk gün tempolarına alıştım. Benim eşlik etmem Benjamin içinde çok iyi oldu. Her 10 km bir öncüyü değiştiriyorduk rüzgar her zamanki gibi karşıdan geldiği için bu şekildeki değişim ikimize de çok iyi geliyordu. Loura nın keyfine diyecek yoktu. Kendisini birkaç defa tebrik ettim o ağırlıktaki bisikleti o hızda sürdüğünden.

Her 30 km de mola verip günü 112 km ile kapadık. Kamp için bulduğumuz alan yoldan 1 km kadar uzaklıktaydı. Yanımızda bir dere akıyordu. Benjamin dere gördümü girip yüzüyormuş. Yahu buradaki dereler temiz değil girip yüzme dedim. İyide Gürkan içmiyorum yüzüyorum dedi. Şimdi adama nediyeyim. Çadırları kuralım gireceğim ben dedi. 10 dakika sonra ilerideki köyden bir traktör geldi köyün çöpünü o dereye karşı taraftan boşalttı. Benjamin e gösterdim al bak ne yapıyorlar diye . Aman Tanrım diye çığlık atıp duruyor. Ne yapıyorlar bunlar diyor. Bana soruyor. İstersen bir durdurmayı dene bu insanlar bunu senelerdir yapıyorlar dedim. Şimdi gir o suya nasıl olsa içmiyorsun yüzüyorsun hadi bakayım aslanım göreyim seni dedim. Midesi bulandı. O görüntüden sonra sanırım bir daha kolay kolay derelere giremeyecek. Gün içinde şunlarıda yaşadık. Yolda otostop ile dunyayı gezen krıstopher bır araçla onumuzu kesıp bıze erık verdı. Oglen motorları ıle turkmenıstan collerını asarak mogolıstan gıden Gisa ve Cristian bizi yakaladı beraber yemek yedik. Aksam david le konustum taskent de dolanıyormus. Biz kamp atmadan önce polonyalılar karavanları ıle yanımızdan gecerlerken soguk su verdıler. Aha lste ıpek yolunda seyahat etmek boyle bırsey :)

Gün çok sıcak geçmişti çadırın içinde sadece boxerla duruyordum her iki giriş bölmesini tepedeki havandırmasını sonuna kadar açtım. Yemekten sonra bir ağırlık çöktü hemen uyumuşum gece 2 de uyandım. Hava buz kesmiş her tarafım tutulmuş. Hemen tulumu çıkartıp üstüme örttüm. Sabah güneş çadıra bir vurdu anında hamam oldu ortalık. Şu çöl ikliminden bir cıkamadım anasını satayım.

Sabah 8 e kadar pılımızı pırtımızı toplayıp kahvaltımızı yapıp yolumuza cıktık . Hava bir önceki güne göre çok daha sıcaktı hatta bayağı sıcaktı çünkü ben litre litre suyu ilk defa üzerime döktüm. Her 15 km bir nerdeyse mola vermek zorunda kaldık. Ağaçlarla dolu serin bir yer bulduk mu hemen duruyorduk. 15 litre su taşımaya başladım. Benjamin ve loura da toplamda 20 lıtre su tasıyorlardı. Ve aksama kadar bız hepsını bıtırıyorduk. Yolda mola yerlerı ve su harıcınde hıc durmadık. Ben tek başıma olsaydım kesınlıkle dururdum. Sabah 8 yola cıkıp aksam 5 e kadar 100 km gecmeye calısıyorlar . Ben tek başımayken sabah 6 da yola çıkıp akşam 7-8 gibi kamp atıyorum. Bende ortalama 100 km uzerıne cıkıyorum dıyebılırım. Ama en azından yolda foto cekıyorum bunlarda oyle bırsey yok. Ikısının fotosunu kac defa cektım mutluda oldular ılk defa yoldayken bırı fotomuzu cektı dıye. Len ıyı hos guzelde sızde benı ceksenıze bızde hasretız biri fotomuzu çeksin diye. Makınayı ayarlayıp kendımızı cekıp duruyoruz ıkı aydır. En sonunda benjamıne Çek ulan benı dıye söylendim. Yoksa cekecegı yok :D

Yavaştan yavaştan rampalar başlamıştı. Ikisine nazaran rahat çıkmama rağmen çok terliyordum. 100 km yi devirmiştik gene kamp alanı arıyorduk. O kadar güzel bir yer buldum ki. Yüksek bir tepede agaçlar arasında pöfür pöfür esen bir yer. Hepmize çok iyi gelmişti bu alan. Çadırları kurmadan şekerleme bile yaptım çam ağaçlarının altında. Hemen arkamızda da kaysı ve vişne agacı vardı. Oradan da meyva topladık. Yakında ki evin çocukları bizi görüp hemen yanımıza geliyorlar. Biraz onlarla sohbet ettim daha doğrusu etmeye çalıştım. Bu bölgede artık Türkçe yi çok az kullanmaya başlıyorum. İnsanlara Türkçe biliyormusunuz dediğimde Türkçe değil Özbekçe biliyoruz diyorlar. Türkçe diye bir dil yok onlar için o dil Özbekçe diyorlar. Hepimiz Türküz diyorum hayır biz Özbeğiz diyorlar. Baktım ki her yerde aynı tepki ile karşılaşıyorum. Karşılaştığım ilk özbekle sanki Türkiye deymiş gibi konuşuyorum. Beni anlıyorlar fakat ben onları anlamıyorum burada artık Türkçe ile Rusçayı öyle bir karıştırmışlar ki Rusça sanki daha çok kullanılıyor. İlk başta beni Türkmen sanıyorlar. Türkiye denim diyince donup kalanlar gözlerini açanlar bile oluyor. Türk e benzemiyormuşum. Italyan gibisin diyorlar. Bunu yabancılar da söyledi. Onlar da ıtalyan a benziyorsun diyorlar. Alla alla. Len ıtalya ya gitmediğim için bilemeyeceğim tabi bu herifler gezmiş görmüş. Arhavi Nufus dairesi başkanı Zeki amcam sayesinde de yüz yıllardır Karadeniz bölgesinde yaşadığımızı bildiğimden rahatım :D

Gece kamp attığımız alan süper tamamda gecenin bir yarısı kurbağalar başladı vıraklamaya. Sesleri bir yükseliyor bir alçalıyor. Üstüne cırcır böcekleride eklendimi. Len sanarsın dışarıda resital var bizde Loca dan dinliyormuşuz gibi. Çadırdan dışarı çıktım. Biraz yürüdüm sesler kesildi. Benjamin de uyumamış. Sabaha kadar bizi uyutmayacaklar Gürkan boşuna uğraşma diyor. Tuvalete gidiyorum ne uğraşacam canım kafalarına göre takılsınlar yapcak bir şey yok dedim

Sabah benjaminle ben sersem gibi kalktık. Loura soruyorum uyudun mu diye çok rahat uyudum demez mi. Eeee dün çadırın önünde konser vardı nasıl başardın diyorum. Çok yorulmuşum duymadım bile diyor. Vay arkadaş ya ulan Benjamin ile nerdeyse ayakta uyuyacağız . Neyse Samarkand a 70 km kalmış hemencecik biter diyoruz.

Yola çıkıyoruz, başlıyor rampalar. Birini çıkıyoruz yeni bir tanesi bizi karşılıyor biraz aşağıya iniyoruz sonra daha yükseği karşımıza çıkıyor. Böyle in çık in çık giderken Benjamin aniden durdu yolu işaret ediyor. O ne len öyle oldum. Yolun ortasında yaratık var . Yaratık var diyorum çünkü ben hayatımda bu kadar büyük bir örümcek
görmedim. Hemen kamerayı çıkartıp çekiyorum bir kare . Ben yaklaştıkça o korkup kaçmıyor tam tersine. Saldırmak için pozisyon almaya başlıyor. EE bu işer cüsseye göre tabi. Hayvan öndeki dişlerini lastiğe saplasa patlatır valla. Baktım ki üzerime atlayacak hemen geri çekiliyorum. Kendisini yolun ortasında rahat bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Tempomuz gene gayet hızlı. Samarkand a kadar hiç durmadan ilerliyoruz. Nasıl olsa az kaldı diyip öğlen yemeği falan da yemiyoruz.

Samarkand a girdiğimizde benim Gps de sinyal veriyor bataryan bitiyor diye. Benjamin in gps inden haritalar indirmiştim biraz değişik fakat işe yarıyordu. Gps de ki harita bizi eski şehre götürüyordu bu çok güzeldi sağa sola sormadan otellerin olduğu noktaya kadar gittik.

Kendilerinin internetden bulduğu oteli araştırırken sağda solda tesadüf eseri oradan geçmekte olan yakınlardaki bir hotel in sahibi gelin benim otelimde kalın Almanya dan, Belçika dan bisikletçiler var günlüğüde 8 dolar diyince hemen olur dedik.

Hotel de konfor olmasa da ortam cidden çok iyidi. Bir masa etrafında 10 tane turcu bulustuk saatlerce sohbet ettik. Muhteşem bir duyguydu bu. Bunca turcu tek bir ortak noktada buluşuyorlardı Türkiye muhteşem bir yer. Yeri geliyor kendi ülkelerini eleştiriyorlar. Ama Türkiye ve o topraklarda yaşan insanlar için o güzel sözler söylüyorlarki gurur duyuyorum. Onlarda yollarda ilk de fa bir Türk turcu ile karşılaştıkları için mutlu olduklarını dile getiriyorlar . Benim Türkmenistan dan bir aylık vize aldığımı duyduklarında da çok şaşırıyorlar. İlk defa birinin Türkmenistanı baştan sona geçtiğini sayemde öğrenmiş oluyorlar :D…Bende ekliyorum Dışişleri bakanlığımın yardımı ile bu izni aldığımı ve bu şekilde onların tarihine geçtiğimi söylüyorum. Atılım Universitesini de merak ediyorlar onu da anlatıyorum. Universitenin böyle bir projeye sponsor olmasıda mutluluk verici diye ekliyorlar.

Bu otelde ben gelmeden ayrılan birde Türk varmış. Aslen İzmirli fakat Amerika da yaşayan Selma. Otostopla gezen 35 yaşlarında bir Türk Kadın. Helal olsun valla nediyeyim.. Kaçırdığıma üzülüyorum tanışmak isterdim kendisiyle.

Otelin birde ilginç bir anı duvarı var her gelen bir şeyler yazmış fotoğraf eklemiş . Bunları incelerken gördüğüme inanamıyorum. Gizemin fotoğrafı karşımda duruyor kendiside buraya daha önce gelmiş. Bu arada otelde bulunan bir İspanyol çift de fotoğrafa dikkatlice bakıp .Biz bu kızla şubat ayında büyük ada da tanıştık demez mi. Ulan dünya bir anda küçüldü. Bu çift ayrıca benim Azerbaycan yevlax da kaybettiğim bisikletli Belçikalılarda çıkmaz mı. Yani arasan bu kadar tesadüfü bulamazsın bir arada. Akşama kadar sohbet ediyoruz . Muhteşem bir çift keşke yakalayabilseymişim.

Samrkand da birkaç gün kalıp yoluma devam etmeyi planlarken Kırgızistan da ki olayların kızıştığını öğrenip hepimiz üzülüyoruz umarız en kısa zamanda geçer diyoruz. Özbekistan dan Kırgızistan a geçmek içinde benim sadece 8 güne ihtiyacım vardı . Şu durumda Kırgızistan a gitmem pek uygun değil. Elçilikten Ümit bey de Kırgızistan a gitmemem konusunda beni uyarıyor. Bu durumda rotamı Kazakistan a çevirmem gerekiyor. Bu Belçikalı çift benim rotamı tam tersten yapmışlar. Azerbaycan Bakü den Kazakistana geçip oradan özbekistana geçmişler. Yol boyunca sadece pedalladıklarını görmeye değer hiçbirşey olmadığını söylüyorlar. Bizimle Tacikistan a gel diyorlar.

Bütün gezginlerin gözdesi olan Pamir dağı Tacikistan sınırları içinde. Kimisi dünyanın tepesi diyor. Araçla çıkılacak en yüksek zirve diyorlar. Bisikletle cıkılan en yüksek nokta 4650 metre. İnternet cafe bulup Pamir dağı ve tacıkıstan hakkında bılgı buluyorum. Evet anlatılanlara ve fotolara bakılınca muhteşem bır yer. Fakat Çin e gecmek ıcın kırgızıstan gene kullanılmak zorunda. Bız yol alırken herseyın degısecegını soyluyorlar. Peki tacıkıstan uzerınden gıdersem ne olacak.

Kazakistan ve Rusya rota disinda kalacak gibi gozukuyor. Ben Tacikistan da pedallarken bu arada kirgizistandaki ic savas biterse ve ben osh sehri uzerinden Biskek e ulasabilirsem rotaya aynen devam edecegim . Tek bir farkla Araya Pamir dagini ve Tacikistani sikistirdigimdan Tur 1 ay daha uzuyor Tahmini kilometre 15000 e yaklasiyor. Savasin bitmedigini dusunursek genede her halukarda kirgizistana girmek zorundayim cin e gecmek icin osh sehrinin 100 km yakinina kadar yaklasip . Tacikistan siniri ile cin siniri arasindaki 250 km mesafeyi 2 gunde almaya calisacagim. Bu sirada Yanimda Belcikadan Tierry ve Elena, Almanya dan Thomas, Kanada dan, David, Isvec den Benjamin ve Loura olacak .Herkesin vise tarihi ayri zamanlarda ama millet birbirini yakalayacak yolda.

Iki gundur internetde arastiriyorum Pamir e tirmanis yapan bir bisikletci bulamadim. Cidden bu daga tirmanis yapan ilk Turk bisikletci ben mi olacagim onuda merak ediyorum . Eger oyle ise bu cidden kayda deger bir basari olur tabi eger 4650 metreye ulasabilirsem. Zor bir tirmanis olacak gibi oncesinde de 3200 bir tirmanis daha var . Kar kaplani lakabi aliyormus bu daga tirmanan dagcilar. Bu tirmanisi gerceklestiren bisikletcilere nedeniyor acaba ?onuda bir dahaki yazimda ogrenip sizlerle paylasacagim.

Ben yarin Tacikistana dogru pedallar. Fotolar konusunda hepinizden ozur dilerim. Inanin su fotolar icin 2 saattir ugrasiyorum. Yapabilecegim bu kadar umarim bir yerlerde iyi bir baglanti bulabilirim .


Not: 4 aydir bu blog a duzenli olarak yazilar yaziyorum. O kadar cok imla hatasi yapiyorumki onlari duzeltmekle ugrasmiyorum cunku arkamdan benim daginikligimi toplayan istanbulda yasayan Caglarim var. Sana ne kadar tesekkur etsem azdir kiz :D Biliyorum yazilari okuyunca agzin acik kaliyor salyan akiyor. merak etme motorlarimiz icin ayri bir rota cikartiyorum. ilerde bir gun bu yolu bir daha alacagiz .

Burak Gungor canim kardesim sana cok tesekkurler Turkmenistan da ki muhtesem lojistik destek icin Turkiyeden kargo 1 gunde Polimeks firmasi sayesinde elime ulasti muhtesemdi.

Atilim Universitesi nin hazirladigi sayfa icin diyecek birsey yok. Tam destek. Pamir daginin Bisikletle cikilan en yuksek noktasina Turk bayragi ile birlikte onlarin bayraklarinida dikecegim.

Bisikletliler Derneginden Murat Abi nin son anda gonderdigi uydu telefonuda iletisimimi her zaman sagladi.


Tekrar tekrar tesekkurler . Hepinize sevgiler saygilar


10 Haziran 2010 Perşembe

Türkmenistan (Aşkabat - Farab )





Şuanda Özbekistan’ın Bukhara şehrinden yazıyorum. Aşkabat da ve Aşkabat sonrasında pek yazmak için zamanım olmadı . Burada otelde konakladığımdan bir gecemi bu işe ayırıyorum.

Türkmenistan Aşkabat da geçen bir olay aklıma sürekli geliyor ve her seferinde gülüyorum. Len ülkeden 3000 km uzaklıkta fıkra gibi olay yaşadım. Bu Aşkabat a ilk girdim şehre bakına bakına geziniyorum Polimeks firmasının şantiyesini arıyorum oraya buraya bakınıyorum. Otobüs durağını gördüm oradaki insanlara yaklaşıp sorayım dedim. Benim yaklaştığımı gören biri ayağa kalktı tam selam diyeceğim . Herif biranda ‘’hey my friend. How r u ?’’ diyince bende hello ıle basladım . Polımeks ın yerını soruyorum. Yahu adam bir aksanlı İngilizce konuşuyor şaşarsın. Şaşarsın çünkü herif bildiğin Türk. Ulan burunda bizim oralardan. Hayır Türk olsa arkada kocaman bayrak var. Vay hemşerim diyip muhabbete girer ama bunu yapmadı. Bana polimeks in yerini bir güzel tarif etti. Tam ayrılacaktım. Adama içimden geldi sordum. Are u laz? Yes i am laz cevabı gelmez mi. güzel kardeşim 147 km yol almışım bana bu soruyu neden sorduruyorsun he akşam akşam. Abi ne yaptın dedim. Arkada kocaman bayrak var benle neden İngilizce konuştun 5 dk dır. Duraktaki tüm Türkler gülüyor. İşin komik yanı bende Lazım diyince başladık gülmeye. Ulan koca şehirde iki laz birbirini buldu İngilizce konuşuyor yaaa

Yol boyunca elçilikten Selim bey ile muhatap oldum. Kendisi ile elçilikte tanıştığımızda Türkmenistan görevlilerine bilgi verdiklerini fakat geri dönüş konusunda pek de umutlu olmadıklarını dile getirdi ben başımdan geçen olayları anlatınca anlaşıldı ki o evraklar işe yaramış. Birde Azerbaycan elçiliğimizde çalışan Ümren hanım akrabası Serpil hanımı orada görebileceğimi söylemişti. Kendisi ile de tanıştım. hatta sonrasında beni ailesi ile birlikte yemeğe davet etti bende kabul ettim. Şuana kadar yol boyunca tanıştığım en hayat dolu ve renkli aile onlardı. 18 senedir Türkmenistan da çalışıyorlar Ruhfen abi inşaat işleri ile ilgileniyor. Kızları Serra da önümüzdeki sene liseden mezun oluyor. Türkiye de bir universiteyi kazandıktan sonra ailece ülkeye geri dönüş yapacaklar. Bende inşallah onları Çanakkale de ziyarete gideceğim. Anneler hep aynı. Yola çıkarken Serpil abla Gürkan bu var mı şu var mı bunu aldın mı şunuda al :D. Tabi şimdi evlat olmadığı için durumu anlamak kolay olmuyor. Yazılarımı okuyan ve çocuk sahibi olanlar için soruyorum . Kızınız veya oğlunuz böyle bir yola tek başıma çıkıyorum dese ne yaparsınız ? Aşkabat dan sonra aldığım yol boyunca da beni arayıp km km takıp ettıler. Kavasoğlu ailesine hersey ıcın tesekkur ederım.

Aşkabat enteresan bir şehir. Tüm şehir granit ve mermerden yapılmış gündüzleri. Göze soğuk gelen şehir, geceleri bu binalara beyaz ışıkları vurduklarında büyüleyici bir şehir haline geçiyor. Ayrıca şehirde enteresan kurallarda var mesela araban kirli ise polis seni durdurduğunda 100 dolar ceza kesiyor. Bende ülkeye girdiğimden beri kendi kendime düşünüyordum len bu herifler her gün her gün neden araba yıkıyorlar diye.

Aşkabat da bir umut belki bankamatik vardır demiştim ama öğrendim ki bu şehir de de bankamatik yok yani. Azerbaycan dan Türkmenistan a geçerken kesinlikle yanınızda 500dolar kadar bulundurmanız şart.

İki gecede bu ülkede tisko ya gittim. Selim sağolsun güzel güzel gezdirdi beni. Bu böyledir şu şöyledir diyip hadi diyip pistlere attık kendimizi hahah
Aşkabat dan yaklaşık olarak 5 gün geçirdim. Enteresan bir çekiciliği olduğu kadar itici bir yanıda var bu şehrin. Ayrılırken sadece tanıştığım yeni dostlardan ayrıldığım için üzgündüm.

Yola kavasoğlu ailesinin yanında kahvaltı yaptıktan sonra çıktım. O gün fazla bir kilometre yapmadım . Yakınlardaki Yaşlık köyünde durdum. Rüzgar arkamdan esmesine rağmen uzun bir aradan sonra kaslarımı zorlamak istemiyordum. Köye vardığımda kamp yeri bakınmaya başladım. Gençler ileride bir restaurant olduğunu onun çevresinde izin verebileceklerini söylediler.

Restaurant a gittim. İçerde çalışanların hepsi kadındı. Türk bayrağını görünce yanıma gelip. Abi sen Türkiye den misin diye sordu hemen. Kendiside uzun senler Türkiye de çalışmış sonra vize alamadığı için sınır dışı edilmiş. Kendisini oraya götürmemi istedi iki laf arasında. Dedim olmaz ben 1 sene sonra döneceğim ülkeme. Neyse dükkanın sahibi geldi o da kadın . Dükkanları var ama dükkan dökülüyor. Müşteride yok içerde. Üzülüyorum bu duruma çalışanları ve sahibini çok iyi anlıyorum. Önce bir yemek siparişi veriyorum. Biraz sohbet ediyoruz. Yüzlerinde gülücükler oluşturduğumu görmek hoşuma gidiyor. İçeri girdiğimdeki o karamsar havaları gidiyor. Ben içeri girdikten sonra arkamdan birkaç grup daha geliyor. Bende mutlu oluyorum. Çadır için yer istiyorum. Sahibinden olur mu diyor. Arkada klimalı ev var orda kalırsın diyor. Eve götürüyor beni. Belli ki kalanlar var oda da. O gün için kimsenin kalmayacağını söyleyip gidiyor. Bende eşyalarımı çıkartıp günün verdiği yotgunlukla hemen uyuyorum.

Gecenin bir yarısı kafam kaşınıyor. Elimi atıyorum kafama sert bir cisme değiyor kendime geliyorum hemen . Ben elimi değince hareket ediyor . Saçlarda uzadı anasını satayım. Terden, tozdan falanda kazık gibi arasına girmiş böcek öyle tek hamlede de saçlarımın arasından atamadım. Hemen tepe lambamı yaktım yanımda duran kafamda ki bu büyük böcekte ne diye bir bakım dedim. Lambayı bir yaktımki çevremde bir KaraFatma ordusu dolanıyor ben ışığı yakınca hepsi dondu kaldı bana bakıyor. Ha siktir oldum. Sayamadım kaç tane var. Fark ettim ki tulumun içine de girmişler. Off off. Hemen üstümü başımı bir çıkardım. Silkelendim . Böceklerden tiksinmem. Fakat bu salak hayvandan oldum olası nefret ederim. Pisliğin olduğu yerde olduğundan sanırım. O kadar da pis değilim canım ben :D. Odanın ortasına çadırımı kurdum. Sonrada yatıp içine uyudum. Sabaha doğru kalktığımda çadırın tepesinde ve altında kara Fatmalar mevcuttu. Onları bir kışkışlayıp haha sabah kahvaltımı huzur içinde yaptıktan sonra yola koyuldum.

O günde şanslı günümdü rüzgar arkamdan esiyordu. Rüzgar arkamdan estiğinde ciddi anlamda terliyordum. Ama pek umrumda değildi. Hızım güzeldi, yol fena değildi. Yolumun üstünde kaka şehrinde Nata inşaatın şantiyesinde öğlen yemeği molası verdim. Şantiyeler dinlenme alanlarım olmuştu bu çok güzeldi.

Öğlen yemeğinden sonra biraz yol aldım. Sol tarafımda harabeleri görünce hemen oraya yöneldim. Tabelada eski Moğol şehri olduğu yazıyordu. Çıktım bir tepenin üstüne o büyük şehri hemen kareledim. Hemen ilerisinde de Sandıklı Evliya türbesi vardı oraya da uğradım. Tabi bu noktalar hakkında çevrede bilgi verecek kimse yoktu. Alan terk edilmiş gibiydi.

Akşama kadar 142 km yol aldım. Sık sık durup mola vermesem demekki 200 ü zorlarım ben diyede düşünmeden edemedim.Günde 200 km yol yapmak bana nerdeyse 3 günlük zaman kazandırırdı.

Nata inşaatın yaptığı köprülerden birine 3 km uzaklıktaydım fakat güzel yeşillik bir köy gördüm. Kampı burada vermek istedim. İnsanlar ben köye girince korktular bunu yüzlerinden anlayabiliyordum. Bir tanesine selam verip konuşmak istedim arkasını döndü gitti. Markete uğradım hem su alıp hemde sohbet etmek için. Çadır kuracak bir yer aradığımı söyledim ilerde türk şantiyesi var. Orda kurarsın cevabını aldıktan sonra köyde hiç durmadım . Arada bir böylede oluyor. Aslında korktukları ben değilim. Benim başıma orda bir şey gelirse onların başına benim başımdan daha büyük dert açılacağını biliyorlar o yüzden uzak duruyorlar. Bende adamın dediği gibi geceyi inşaat da çadır kurarak geçirdim.

Bu şantiye de iğde ağcının altına çadır kurdum. Birkaç Türkmen hemen yanıma gelip. Bu ağaç kötü şanstır altında uyuma dediler. Şeytan gelir dendi. Valla sabaha kadar mis gibi uyumuşum.

Bugünde rüzgar arkadan estiği için rahat bir yol alıp Tejen de ki Türkmen Türk okuluna vardım. Okulun yetkilisi Yusuf bey beni karşıladı. Bir gün bu okulda kalabildim. Fakat hem öğrencilerle muhabbet etme imkanı buldum hem de öğretmenlerden birinin evlilik sonra dost yemeğine katıldım.


Ertesi sabah Kadir hocanın sınıfında benim için bir gösteri yapıldı. Çocuklarla sohbet ettim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım öğlen bir gibi yola çıktım.
Öğlen bir gibi yola çıktım gideceğim yer oğuzhan tır parkı 82 km bir alan. Önce arka lastiğim patladı, onu tamir ettim. Büyük bir çivi girmişti. Birkaç kim sonra gene patladı. Bu sefer dikkat ettim ki arka teker yarılmış. Eee bu lastikler karadenizi gördü ege yi gördü , Ankara da bir çok yerde bindim 7000 km fazla yol aldılar. Normal. Öndeki lastil maşallah hala taş gibi. Moğolistan için aldığım dişli lastikleri taktım. Onlarda Rubena enes :D. Bugun de rüzgar karşıdan esiyor. Sırası ile önce gidon çantası koptu. Sonra ön sağ çantanın bir klipsi sonra ikincisi kırıldı. Çantayı arkaya yükledim. Bu seferde bisikletin dengesi bozuldu. Arka lastik bir kere daha patladı, ön çamurluk düştü. Bir yerde durduğumda da fark ettimki ön göbekte boşluk oluşmuş. Ne oluyor len dedim hepside bir günde olmazki kardeşim. Hava karardı. İlk defa karanlığa kaldım. Ne olursa olsun oğuzhana varacağım diye bağrıp yola devam ettim. Akşam 10 gibi oğuz han a varmıştım. Ekmek arası ciğer yiyordum. Tırcı arkadaşlarla da sohbet ediyordum.

Sabah gene tırcılarla beraber aynı zamanda yola koyuldum. Mary de ki Türkmen Türk okulunda Ahmet hoca beni karşılayacaktı. Bu okulda durmam şart olmuştu . Çünkü kırılan çantaya bir şeyler yapmam lazımdı. 80 km dengesiz bir şekilde yol almak beni iki kat yordu.Mary e vardığımda Ahmet hoca her konuda yardımcı olmaya çalıştı bana. Türkmen Türk okullarındaki misafirperverlik çok güzel. Burada açık hava sinemasında çocuklara ve gençlere projemin amacını anlatıp videoları ve fotoğrafları gösterdim. Hepsi çok etkilendi. Bu arada okulun demircisi aliminyumdan 4 kanca yapmıştı bana. Pk sağlam gözükmesede genede iş gördü. Sağdan soldan benim kancalarla da sıkıştırınca gayet sağlam olmuştu. En azından artık denge sağlanmıştı. Kendilerine buradan çok teşekkür ederim.

Mary den sonraki durağım Bayramali de ki Türkmen Türk okulu oldu iki şehir arasında pek bir fark yoktu fakat bu şehir Merw olarak da bilinir. Selçuklu imparatorluğunun Başkenti. Yusuf hoca bura daki gezilerde bana eşlik etti ve bilgi verdi. Arkadaşlar gördüklerimi görmenizi isterdim. Daha doğrusu göremediklerimi. Yahu koca şehir kumların altında kalmış büyüklüğünü ve genişliğini anlatmak zor. Tek bir arkeolojik kazı yok. Muhteşem bir hazine toprak altında. Bir yerde göçük olmuş bir evin parçasını ordan görebiliyorsunuz. O kadar güzelde korunmuş ki her şey. Neden diye sordum. Neden böyle bir hazine gün yüzüne çıkartılıp insanlığa sunulmaz ki. Görmeseniz bile o gücü hissede biliyorsunuz. Birkaç türbe gezdikten sonra Okula gerip dönüp sohbet ediyoruz. Sabahleyin de erkenden yola çıkıyorum.

Hedefim sınırın yakınında bir yerde kamp kurmak. Fakat rüzgar öyle bir esiyor ki tam karşıdan gitmek mümkün değil buna rağmen öğlene kadar 120 km yi geçmiştim. Çölün ortasında ilerliyordum yaklaşık 70 km dir hiçbir yapı ve ağaç görmemiştim. Aşkabat dan beri sadece kordinatımı veren GARMİN MARKA!!! Gps aygıtımda sadece sınırı kaç km kaldığını göre biliyordum. Kum fırtınası başlamıştı. Ağzım gözüm burnum her tarafım kum olmuştu biranda. Polimeks den aldığım kum maskelerinden bir tanesini hemen kullandım. Tamda bu sırada Çölün ortasında Ahmet’in cafe sine vardım. Ulan hayal mi görüyorum oldum 3 litre suyum kalmıştı. Tırcılarda vardı. Çay yemek su bir güzel karnımı doyurdum. Önüme bir defter koydu orda duran tüm turistler bu deftere not yazıyorlarmış. Hadi beeeee. Notları bir karıştırdım. Bu Malezyalılar 2 gün önümde çıktı. David ise sabah erken saatlerde geçmiş ordan haydaaa oluyorum hemen bende bir şeyler yazıp benden sonra geleceklere bana ulaşmaları içinde email adresi bırakıp hemen yola koyuluyorum herif hemen önümdeymiş. Tam yola çıkıyorum. Gitmemin imkanı yok göz gözü görmüyor. Her taraf kum. Orada ki tırcı arkadaşlardan birine rica ediyorum beni 30 km ötedeki Türkmenabat a atarmısınız diye. Bir tıra atlayıp 30 km araç da yol aldıktan sonra. Türkmenabat dan basıyorum pedala. Sınıra varınca kadar hiç durmuyorum. Ulan nerde bu herif bas bas yetişemedim bir türlü hava tam kararmaya başlamışken ben sınıra varıyorum. Kapılar kapanmış geç kalmışım. Kanadalı 1 saat önce geçti diyorlar sınırın öbür tarafında kamp atmış durumda. Tıra bındıgım o 30 km harıc gun ıcınde 186 km yol yapmısım. Adamı yakalıyacagız dıye kendımızden gectık genede yakalıyamadık. Gece cadırda uyurken kac defa kramp girdi bagırdım hatırlamıyorum. Yükle bırlıkte rüzgara karsı bu kadar kilometrenin fazla olduğunu anlamış oldum. Sabaha ağrım sızım pek kalmamıştı fakat sanırım bir daha bu kadar fazla km yapmayacagım. İsterse onumde bır ordu bısıkletlı olsun. Yalnız giderim daha ıyı valla.

Sabah uyandım. Sınır kapısının onunde tırlar ve ben sınırdan geçmeyi beklıyoruz. Beklıyoruzda ben motoru bozmusum. Yahu koca arazıde sımdı gıdıp nereye yapayım her taraf acık kabak gıbı kıcımızı gosterecek halımız yok. Caktırmadan kesıf gezılerı yapıyorum sınırın neresıne mayın bırakayım dıyede yok arkadas her yerden hersey gozukuyor. Saat zaten 8 de oldu. Calısanlar calısmayanlar sınırı gececek olanlarda gelmeye basladı. Altıma kacırdım kacıracagım. Gıttım kapıdakı askere acık acık su kapıyı benım ıcın acın yoksa altıma sıcacam az kaldı dedım. Bısıkletı parayı pulu bıraktım orda tuvaletı gosterdıler. Kosa kosa gıttım. Oh be dunya varmıs nıye daha once demedım dıyede kendıme kızıyorum.

1 saat sonra sonra gerı döndüm bu sırada tırlar gecmıs falan fılan. Tırcı alemının kralı şeklinde sahneye en son ben girdim :D.

Türkmenistan da yollar bozuk, hava sıcak, bankacılık yok, Internet var dıyorlar da o da yok, kurallar ve baskılar var, su yok, ve daha bır cok sey daha sayılabılır. Fakat insanı güzel kim ne derse desin ben köylerindeki o mısafirperverlıgı konukseverlıgı gordum yaşadım. Türk her yerde Türk. Bunu yol boyunca hissediyorsunuz ve mutlu oluyorsunuz. Ülke genel olarak çok ucuz. Ülkenın nerdeyse tamamı düzlük. Fakat yollar çok kötü. Tarihi ve turistlik yer sayısı kısıtlı. Avaza bölgesi bundan 10 sene sonra sanırım ancak turistlik bir yer olur.


Avaza – Türkmenbaşı: 20 Km

Türkmenbaşı –Belek: 80 Km

Belek-Balkanabat: 80 Km

Balkanabat – Kumdağ: 47 Km

Kumdağ – Bereket: 95 Km

Bereket - Serdar: 75Km

Serdar – Koç Köy: 35 Km

Goç Köy – Arçman: 72 Km

Arçman – Aşkabat: 147 Km

Aşkabat – Yaşlık: 52 Km

Yaşlık – Düşük: 142 Km

Düşek – Tejen: 40 Km

Tejen – Oğuzhan: 82 Km

Oğuzhan – Mary: 72 Km

Mary – Bayramali (Merv): 42

Bayramali- Özbekistan sınırı : 186Km

Türkmenistan Etabı toplamda: 1267 Km

Türkmenistan içinde Kaybettiğim kalori: 52000

Toplam tırmanış: 275 metre


Dünyanın En büyük 8. Çölü Kara-Gum Çölünü bisikletle geçmeyi başaran ilk Türk


Türkmenistan ülkesini bir ucundan diğer ucuna resmi olarak bisikletle geçen ilk kişi.