23 Aralık 2010 Perşembe

JAPONYA

Güney Kore'yi çok sevdin Gürkan? Evet sevdim. Hele ayrılmama 2 gün kala birini tanıdım ki daha çok sevdim. Baktım ki Japonya'ya varamayacağız sabah erkenden hazırlandım. Pat kapı çaldı, artık evin bir diğer sahibi de ben olmuştum. June uyanacakta, kıçını kaldıracakta, kapı açacak.. Müşteriyi kaçırmamak lazım. Tayland'dan iki kız. Hemen kapının dışına çıkıp kapıyı geri kapatıyorum. Önce onlara eve nasıl gireceklerini gösteriyorum. Kapı şifreli olduğundan birkaç uygulama gerekiyor. İçeri girdiğimizde June ayağa kalkmış bana bakıp gülüyor. Ben işi June'a bırakıp çantaları hazırlıyorum. Bu arada gece de iki kişi gelmişti. Fakat ben uyanıpta kim geldi diye bakmadım.

Sabah onlarla da tanışıyorum. İki İngiliz hoş genç kız, Kore'yi gezmeye gelmişler. Birkaç şehir önerisinde bulunuyorum. Bu arada evden çıkmaya hazırlanırken Taylandlı kızlar June'a beni sormuşlar. June da "Kendisi Türk'tür, bisikleti ile Türkiye'den buraya kadar geldi. Şu duvarda da bana hediye etmiş olduğu yol haritası var." diyor ve kızlar çığlık atıyor. "Aaaaaaaaaaaa!!!" June'la birbirimize bir bakışımız var tam fotoğraflıktı. Ulan kaç gündür orda kalıyorum, bir çok insana aynı cümleyi kurdu June, hiç çığlık atan olmamıştı.

"Biz seni biliyoruz.!!!" Nasıl? Haa, gazetelerde çıkmıştım. "Gazetelerde çıktı orda mı okudunuz?" diye soruyor June. "Yok biz Taylandlı gezgin bir kızın blog sitesini okumuştuk buraya gelmeden. Bu guest house'un adresini de o siteden aldık zaten. Senden çok etkilenmiş, muhteşem bir şey yapıyorsun. En ince detayına kadar anlatmış senin turunu, biz de okuyunca çok etkilendik".. Güzel bir paylaşım olmuş. "June sen geminin biletini iptal et ben arkadaşlara şehri gezdiriyim." Babamın şehri ya hahaha! "Şaka şaka, keşke daha önce tanışsaydık. Size Güney Kore'de iyi eğlenceler." Ahhhhhhhhhh ulannnnnnn ahhhhhhhhhhhhhh! Hahaha!

"Gitmeden şuraya imza attığın iyi oldu. İlerde bol bol senden bahsedeceğim brother. Tekrar bekliyorum seni." Birbirimize sarılıyoruz ve vedalaşıyoruz. Komik bir şey diyim şimdi sizlere: June ile birlikte çekilmiş fotomuz yok. O da unutmuş ben de.. Nasıl olsa bir daha gelirsin sen, sevdin burayı diyor..

Asansöre bindim. 4. katta asansör durdu. Bir aile bindi. Çocuk bayrağı görünce "Woaaaaa!" tepkisini verdi ve tebrik etti, ben de teşekkür ettim. Gazeteyi mi okudu, tvyi mi seyretti belli değil artık. Dünyayı bilmem de, Busan'dan bir Türk bisikletli geçti derler artık.

Gemiye binene kadar şehrin öbür yakasında oyalanıyorum. Balık tutan insanları seyrediyorum. Parkta oynayan çocuklara bakıyorum. Çocuklar hep aynı, bunca kilometre yaptım hep aynılar. Muhteşem bir olay. Yolculuğun en baba dersini de bu çocuklar verdi bana. Atılım Üniversitesi'nde yapacağım ufak sunumda onu da sizlerle paylaşacağım.

Limana gittim, bekleme salonu ana baba günü. Amma kalabalık bir gemiymiş. Yabancılar hemen birbirlerini buluyor bu kalabalıkta. Önce Micheal ile tanıştım, sonra Jeff'le.. İkisi de Amerikalı. İkisinin de tek bildikleri dil İngilizce. İkisi de Kore'de öğretmen. İkisi de üniversite mezunu değil.. :D Vizelerinin süresi dolmuş Japonya'ya geçip sonra geri dönecekler. İyi de maaş alıyorlar haa. Yani anlayacağınız bizim ülkemizde cesaretini toplayıp ben gidiyorum kardeşim İngilizce öğretmeni olacağım bu ülkede diyip, Kore'ye gitmek isteyen varsa hemen iş bulurlar.

Gemiye binip yerleştikten sonra alıyoruz birer bira çıkıyoruz güverteye. Dışarısı soğuk ama öyle durulmayacak gibi değil. Ayrıca güvertede şehrin ışıklarına bakarak bira içmekte ayrı bir güzel oluyor. İçerden bize bakan Koreli ve Japonlar da baş parmaklarını kaldırıp tebrik ediyorlar. Bu heriflerin bünye zayıf.

Şaka değil ha, harbiden zayıf. Soğuk ve alkole karşı çok dayanıksızlar. Ben hep merak ediyordum bu adamlar iki şişe "çamşi" içince (Korelilerin çok sevdiği ama benim bir türlü sevemediğim alkollü içecekleri, bu da sütlü su gibi) neden kafayı buluyorlar diye? Meğersem genetik olarak açıklanmış. Çekik gözlüler alkol içemez, çünkü sindirim sistemleri kaldırmıyor. Alkol bunları bozuyor yani.

İçeri geçtiğimizde muhabbet ederken masaya yaşlıca bir adam oturuyor. Biraz inceledikten sonra hemen anlıyorum Japon olduğunu. Konuşmaya çalışıyor bizlerle de, anlamıyoruz, Japonca bilen yok.. Amerikalılar çat pat Korece öğrenmişler ama Japonca… Ihh.. Masaya birileri geliyor, bize selam veriyorlar sonra yaşlı amcaya selam veriyorlar.. Bir şeyler konuşup gidiyorlar. Amca biraz içmiş ama gene de iyi durumda. Sonra bir başka amca grubu gelip selam verip gidiyor. 10 dakika bizlere bir şeyler anlatıp soruyor. Nereli olduğumuza kadar öğrendi. Kendisi Kyoto'dan yakuzaymış. Yakuza ne len? Şakkaaa şaka haha, ne olduğunu biliyorum. 70 yaşında bir yakuza masaya gelmiş vay vay vay. Yakuza diyince zaten hepimizin tepkisi bir oldu.. Ulan ne nam salmış herifler. Anlaşıldı gelen geçen niye selam veriyor. Bu amca bilindik sanırım.

Bir anda masaya kolunu koydu, bana bilek güreşine var mısın diye işaret ediyor? Ben de koydum. Kendi bir şeyler dedi ve başladı. 70 yaşındaki bir adam için inanılmaz bir güç. Bileğimi hiç oynatmadım sadece o kendi gücünü gösterdi. Benim hareket etmediğimi de görünce bıraktı ve tebrik etti, ben de kendisini tebrik ettim. 70 yaşıma geldiğimde o güç kuvvet bende de olur umarım.

Bu arada Jeff ve Michela'a Japonlarla olan ilişkilerimizden bahsediyorum. Biz iki kardeş ülkeyiz şöyleyiz böyleyiz. Şu yüzden ben bu turu gerçekleştiriyorum falan filan bir dolu detay anlatıyorum.

Belli bir saatden sonra da "Hadi sabaha görüşürüz." diyip odalarımıza dağılıyoruz. Yahu yatana kadar belli olmuyordu da yatınca anlıyorsun. Gemi bir sağa bir sola sallanıyor. Beşik gibi bir güzel uyuyorum. Sabah bir kalkıyorum, dengeyi tutturamıyorum bir türlü, sürekli sallanıyorum. Gemi limana yaklaşmış, hemen koridora kendimi atıyorum. Heyecan var heyecan. Caponya'ya geldik yahuuuuuuuuu..!!

Gemiden aşağı indim, karaya ayağı bastım. "Ulan harbiden Japonya'ya geldik ha!" Bunu Türkçe diyorum, çevremdekiler de bana bakıyor ne konuşuyor bu diye.. Hızlı adımlarla pasaport kontrol görevlisinin önüne kadar gidiyorum.. O kadar insan var, çekilmez şimdi diyip koşar adım gidiyorum. : )

Konichiwa ile başlıyorum. Adam da konichiwasını dedikten sonra pasaportumu alıyor incelemeye başlıyor. 10 dk inceliyor. Vizelere bakıyor falan sonra. Hemen önümde duran parmak izi makinasına işaret parmaklarımı koydurtuyor. Parmak izim alındıktan sonra kameraya bakmamı söylüyor. Gülümseyerek bir poz veriyorum. Ulan saçlar da darma dağın, insanlıktan çıkmışız kamera açılınca gördüm.

Bekliyorum ki adam pasaportumu versin de gideyim. Suratıma bakıyor, ben de ona bakıyorum. Galiba pasaport fotosunu benzetemedi. Yok be benziyorum. Ben bunları aklımdan geçirirken bir güvelik görevlisi geliyor. "Benimle gelir misiniz lütfen" diyor. "İyi de bizim vizeye ihtiyacımız yok sorun nedir?" "Gürkan Bey, lütfen sorun çıkartmayın, polisle birlikte gidiniz." Tabi ki de önce pasaportumu istiyorum, onu da vermiyorlar. Peki diyip görevliyle birlikte gidiyorum. Gemide ne kadar insan varsa herkes bana bakıyor. Amerikalı arkadaşlar da bakıyor. Ulan rezil olduk, o kadar dost ülkedir severiz birbirimizi dedik hale bak. 1 saatten fazla süre bir odada bekledim. Bir görevli bir bardak su getirdi gitti. Sonra bir bayan görevli geldi. "Ülkeyi ne zaman terk ediyorsunuz?" dedi. Dur ulan manyak! Daha ülkene yeni girdim, sen her gelen turiste bunu mu yapıyorsun? Önce kendimi tanıttım, ne yaptığımı neden Japonya'ya geldiğimi söyledim. Bisiklet de kargodan çıkmış, görmüş. Tek başınıza mı geldiniz o kadar yolu diyor. Heee tek geldim. Desem de ı-ıh inanmadı. Çantamı açtım. Bilgisayarımı çıkarttım. Tek tek çektiğim videoları seyrettirdim. Çoğunu seyretti, fotolara baktı. Japonya'da nerde kalacaksınız sorusuna gelindi. Eee videolarda gördünüz ya, çoğunlukla çadır. Baktım iş uzayacak elçilikten Tunç Bey'in telefonunu verdim. Kendisi arandı. Beni söylüyorlar ama adımı tam telafuz edemiyorlar. Telefonu istedim. "Tunç Bey selamlar ben Gürkan Genç, bir saattir pasaport kontrol noktasında bekletiliyorum, sorunun ne olduğunu da anlamadım." diyince "Ahh Gürkan Bey siz misiniz, hemen telefonu verin o görevliye diyor." 4 dakikalık bir telefon konuşmasından sonra Tunç Bey artık benim için ne dediyse herifler ve kadın önümde iki büklüm oldular eğilip eğilip özür diliyorlar. Bir kere dilediniz tamam yeter. Yok ben gidene kadar 10 defa eğilip kalktık. Kafa da eğmiyorlar, belden yukarı komple eğiliyor. Bunlar eğilince ben de eğiliyorum. Yahu gideceğim güzel kardeşim tamam hadi daaaaaa. Kaç defa daha eğileceğiz!!

Ohh be dünya varmış.. Nerde kalmıştık hahh geldik Japonya’ya.. Nerdeyiz: Kyushu Adasındaki Fukuoka şehrinde. Bu şehir Tokyo'ya 1300 km uzaklıkta. Eee ben ara yollara girip çıktığımdan bu çok rahat 2000 km olur..

Şehirde pedallamaya bir başlıyorum, bir şeyler tanıdık geliyor, tanıdık geliyor. : ) Biliyordum fakat uzun zaman olmuştu bu trafikte yol almayalı. Kıbrıs'da 4 sene okuduğum için alışığım bu tersten akan trafik olayına. Hiç zorluk çekmeden pedallamaya devam ediyorum. Bu arada da aklıma Kıbrıs geliyor. Len o kadar düz bir ülkede bir bisiklet alıp da turlamadım ha. Hep araba ile gezmiştim.

Busan'da June'un evinden Japonya'da kalacağım guest house'da yer ayırtmıştım. Bulmak hiç zor olmuyor. Çok küçük bir guest house fakat süper dekore edilmiş. Hemen girişte restoranı var. Uzun zamandır yediğim en güzel rameni orada yiyorum. Ben ramen diyorum bunlar nudel diyor. Buna benzer rameni en son Çin'de Kasghar'da yemiştim. Kaldığım oda 2. katta, 4 kişilik bir oda, yer yatakları var. Oda soğuk, yerden ısıtma falan yok. Hatta ısıtıcı yok. Girer girmez de nemin yarattığı soğuğu hissediyorum.


Eşyalarımı yerleştiriyorum, gecelik ücretini öğrenince "İşte Japonya farkı" diyorum. 45 TL 4 kişilik oda. Böylelikle turun en pahalı ülkesi konumuna pat diye yerleşiyor. Normal bir otel fiyatını merak ediyorum. Yataklar birbirine nerdeyse yapışık, içerde yürüyecek alan yok, ısıtıcı yok, duşa ben zor sığdım. Ulan arazide ben daha iyim valla bu ne ya.. Otelde çalışan gençlerle tanışıyorum, sohbet ediyoruz. Bana şehirlerini falan anlatıyorlar.

Busan'dan tatile gelen bir kızla tanışıyorum. Onunla ülkesi ve Busan hakkında uzun uzun sohbet ediyoruz. Kendisi Filipinler'de okuyormuş. Babası oraya İngilizce öğrenmesi için yollamış. Niye Filipin? Çünkü babası Filipinlilerle iş yapıyormuş. Çok mantıklı. Bu uygulamayı bizim ülkemizde yapan iş adamları da var. Çocukları ile Çin'de tanıştım..

Ertesi gün şehrin sanat müzesine gittim. Asya ülkelerinin resim sergisi varmış. Hayatımda hiç 3 buçuk saatimi resim sergisinde geçirmemiştim.. Ne kadar güzel tablolar vardı. Görüntüleyemedim, yasakmış.. Japon gençlerin yaptığı projeler ise "Hah işte, boşuna demiyorum bu çekiklerde bir rahatsızlık var" dedirtti gene..

Bir kitapçıya girdim. Japonlar anim ve mangalarla kafayı bozmuşlar. Kitapçının yarısı manga ve anim. Ben bir Naruto hayranı olarak (çizgi film diyelim), onun kitaplarına ve dvdlerine baktım. Neler neler var. Bu dükkanın içinde bir de kafe vardı, oturup bir şeyler içip dergilere bakiyim dedim. Siparişi verdim, kartı uzattım. Kredi kartı kabul etmiyoruz dedi. Aynı şekilde guest house da etmemişti. Yandaki market de. İyi peki...... Nakit ödedim. Yanımda da nakit kalmamıştı, artık bankaya gitme zamanı geldi.


Şehirde 3 banka gezdim, makinalarından para çekemedim. Ya kartımı kabul etmiyorlar ya da master visa kabul etmiyorlar. Bu Garanti'nin şeffaf kartı var ya? Hah! Hay ben o kartı icat edenin güzel yanaklarından öpeyim. Ulan o kartın sağ alt köşesini ne halt etmeye yarım yapıyorsun? Makinalar kartı kabul etmiyor.. En sonunda şehrin postanesindeki bir makine kartı kabul ediyor ve para çekebiliyorum. O makina da niye kabul ediyor söyleyeyim: Geçen yüzyıldan kalma bir makine de ondan! Bu çok kötü bir durum. Yanımda nakit taşımam lazım, bu kart hiçbir yerde geçmeyecek anlaşıldı. Kaldı ki aynı atm'den bakalım başka nerde bulabileceğiz..

Güney Kore'de Family Mart ve SevenEleven süper marketlerinin içindeki atmlerden para çekebiliyordum fakat Japonya'daki atmler Garanti'nin şeffaf kartını soktuğum gibi geri çıkartıyor, geçersiz kart diye.. Koca koca da yazıyor Master geçer diye.. Garanti Bankası ise o kart geçmiyormuş öğrendik.

Bu arada yola çıkmadan Fukuoka'daki Kain Guest House'un menejeri Mizue sabah bana yiyecek birşeyler hazırlayıp öyle yola çıkartıyor.. :D Türkiye'ye davet ettim, umarım bir gün gelir.

Vurdum kendimi yollara. Fakat bu yollar diğerlerinden farklı. Neden çünkü Hiroşima'ya kadar 400 km boyunca bisiklet yolundan geldim. Evet sadece bisiklet yolu. Bu bisiklet yolunu da kaliteli ve kalitesiz olarak ayırabilirim. Kurduğum cümleye bak kaliteli ve kalitesiz bisiklet yolu. Hatta bazı noktalarda abartmışlar, sağlama veya sağlamama çizgisi falan da var.. : ) Asya'da 3 ülkede bisiklet yolunda gittim. Çin, Kore ve Japonya.. Çin yer yer fakat Kore'de çoğunlukla kaldırım üzerinde gidiyordum. Kaldırım taşı üzerinde iniş çıkışların olması ve özel kaldırım taşı üstünde gitmek aslında hiç de konforlu değil.. Yahu şunları da asfalt yapsalar ya demiştim. Japonlar yapmış, hem de ne asfalt.. 20 km sabit hızla kavşakları bile geçtim sarsıntı olmadan, o kadar rahat geniş ve güzel yapmışlar ki büyük keyif aldım pedallamaktan.. Sağına soluna baka baka, inceleye inceleye geziyorsun.

Kyushu adasından Tokyo’nun da içinde bulunduğu Honshu adasına geçeceğim. Bizim İstanbuldaki köprünün iki katı büyüklüğünde köprü var arada.. Yahu bu adamlar şimdi köprüden geçirtmezler kesin dedim, harbiden de geçirmediler. Ehh bu ülkede bisikletler için özel yeri olan deniz otobüsleri vardır kesin dedim. İndim aşağılara kadar, sahil yolundan başka bir şey yok, nerde len bu gemiler? Acaba şehir merkezinden mi kalkıyordu, tüh ulan geçtik orayı da. Tam o sırada bir amca denk geldi. Karşıya nasıl geçeceğim dedim. Arkamdaki yapıyı gösterdi; bakıyorum üst katı daire, alt katı boş. Anlamadım diye işaret yaptım.. Sonra da kendisini takip etmemi istedi. Bisiklet yolundaki işaretlerin o yapının altındaki asansöre doğru gittiğini fark ediyorum. Sağa sola bakmaktan kaçırmışım. Gittik yapının altına asansör çağırdı, sonrasında da "Evladım bisiklet yolu aşağıda devam ediyor." dedi ve gitti. Japonca dedi ama dil bilmesen de anlıyorsun artık… Asansöre bindim, yerin 10 kat altına indim, kapı bir açıldı karşımda sonu gözükmeyen bir bisiklet yolu. Evet "Pasifik okyanusunda deniz seviyesinden -98 metre altında tam 2.8 km pedal çevirdim." Böyle bir yapının varlığından haberdar olan var mıydı? Bizim Ankara Çayyolu metrosu ne oldu ya kaçıncı yılına girdi? 10? 15? İstanbul'daki iki köprünün toplam uzunluğu 3 km geliyor.. Bırak treni, metroyu, aracı.. Adam okyanusu bisiklet için yarmış da ne yapmış. Sonrasında da bakın ne öğrendim.. O alanı değiştirmeyi düşüyorlarmış, çok sıkcıymış. Alla alla neden sıkıcı ki? Yani yol işte, ne olacak daha okyanusun o kadar metre altında? Efendim adamlar camdan yapmayı planlıyorlarmış. Akvaryum gibi. Hadiii leeeeeennnnnnnnnn.. Kesin yaparlar çünkü buna şu şekilde şahit oldum.


Yahu yer yer yolda çalışmalarına rastlıyorum.. Yol çalışmalarına rastlıyorum derken yanlış anlaşılmasın araç yolu değil bisiklet yolu. Bunlar aracı, treni geçmiş. Bak tren dedim aklıma ne geldi. Ben Çin'de de hızlı tren gördüm, Güney Kore'de de.. Japonya'daki hızlı tren gibisini görmedim. Konudan konuya atlıyorum ama toparlarım. : ) Sağ tarafımda 6 şeritli bir yol, sol tarafımda 4 adet tren yolu, bunların tam ortasında da bisiklet yolu var.. İlerde de tünel var. Tünele yaklaşırken iki ufaklık görüyorum. Aynı dedeleri gibi bu iki ufaklık da. Dedelerini nerden mi biliyorum? Yahu her sene gelirler ya bizim Kapadokya'ya, boyunlarında asılı kocaman cannon fotoğraf makinaları ile birlikte.. Bu çocukların boyunlarında da cannonlar asılı. Birinin boyunda Nikon var, yanında da Eos Mark 4, diğerinde Eos 5oD. Bu iki fotoğraf makinası cannon ailesinin en pahalı fotoğraf makinalarından ikisi sayılır. Bu çocuklar da 12 ve 13 yaşında. Soruyorum ne yapıyorsunuz burada diye -çünkü çevrede ne yerleşim yeri var ne bir şey, kasaba da biraz uzakta- "Hızlı trenin fotoğrafını çekiyoruz." dediler. Fantaziye vurmuşlar kendilerini o yaşta… Ben de eşlik ediyim dedim. Başladık treni beklemeye. Yeni nesil İngilizceyi gayet iyi biliyor. Biz orda sohbet ederken o tünelden bir tren çıktı, birkaç saniye içinde de gözden kayboldu! Ben de o birkaç saniyede çok güzel sayıp sövdüm. Yahu insan ister istemez kendi ülkesi ile kıyaslıyor. Olmayacak işler değil bizim ülkemizde de işte olmuyor. Hızlı trenimiz varmış. Nah var!! Çocuklar da fotoğrafı muhabbetten kaçırdı. Ben bu gençlere daha fazla mani olmayayım diye de yanlarından ayrıldım..

Bisiklet yolu çalışmalarından bahsediyordum ben. Evet yolda ilerlerken bisiklet yolu çalışmalarını görüyordum.. Şehirler arası bisiklet yolları alan varsa, her iki tarafta gidiş geliş. Bu gidiş geliş dediğim alana koca tır gider, hem de çok rahat. Alan biraz daraldı mı.. Arbanın sığacağı boyuta düşer bu yol. Daha da daraldı diyelim. Karşılıklı iki bisiklet geçebilir şekle kadar iniyor.. Dağa bayıra kendini vuruyorsun. Bisiklet yolları var fakat her iki şerit de değil. Ya sağda ya da solda. Doğayı tahrip etmemek için boş alan nerde varsa bisiklet yolunu da oraya kaydırmışlar.. Karşıdan karşıya geçişler içinde butonlu ışık sistemi koymuşlar yollara.. Yolun yanında hiç mi yer yok. 2-3 kot altında yer bulmuşlar oraya yapmışlar, orda da mı yer yok? Çakmış depreme dayanıklı köprüyü bisiklet için, devam etmiş. Hiç mi yer yok? Aha yukarda dedğim gibi adam okyanusu yarmış yapmış. Bir de bunlarla yetinmiyorlar, bisiklet yollarını da yeniliyorlar.. Eee yol vardı burada, gayet de güzel ama adam daha güzelini yapıyor.


Bak şimdi bak bisiklet yolu tadilatta ya, yaklaşıyorum beni durduruyorlar. Telsizle 500 metre ilerdeki adama anons geçiliyor "Araçları durdur." diye. Trafik durduruluyor. Bana güvenlidir geç işareti yapılıyor.. Herifler şehirler arası trafiği durduruyorlar bisikletli araç yoluna girdi diye.. Pehhh!!

Bir başka çalışma alanında bisiklet yolu bayağı bir dardı. Normal bisiklet rahat gidiyordu fakat ben çantalardan dolayı rahat gidemiyordum. İki direk arasına gelince de bisikletten indim. Elimle ordan geçiriyorum. Bu sırada hemen yandaki bir mühendis geldi bana baktı, fotoğraf çekti, metresini çıkardı, ölçümünü yaptı gitti.. Aha adama iş çıkardım, direğin yerini kesinnnnnnnnnn değiştirecekler haha!

Pedallarken dikkatimi çeken başka bir ayrıntı da bu inşaatlarda neden bu kadar fazla adamın çalıştığıydı ve neden ben Japonya'da bu kadar fazla yol yapımı, köprü yapımı falan görüyorum? Sürekli bir inşaat olayı var. Neden? Bunu da bir başka gezginden öğreniyorum. Japon iş gücünün %20 inşaat sektöründe çalışıyor. Hükümet firmalara iş vermezse bir çok kalifiyeli eleman açıkta kalacak, bunu göze alamıyorlar. Bu arada inşaat sektörünü de iç piyasada rekabete açmadıklarından tamamen devletin elinde. O yüzden ülke sürekli inşaat halinde. Ya yeniliyorlar, ya daha iyisini yapıyorlar, sürekli çalışıyorlar.

Gürkan tapınak yok mu tapınak? Haha tapınak maceraları güzel oluyor di mi? Bir ada öğrendim, 88 tane tapınak varmış. Adaya da bisiklet yolu yapmışlar, onu da öğrendim. Hatta dünyanın en iddialı, en güzel manzarasına sahip olan bir bisiklet yolu çünkü ana adaya ulaşıncaya kadar 7 küçük adadan 7 devasa köprüden geçiyorsun.. Deniz kenarından gitmeyip dağlara vurayım kendimi dedim. Sırf şu adaları ve bisiklet yolunu görmek için gideceğim.. Haa 88 tapınakta vardı. :D Fakat Japonların çoğunun bu tapınaklarla işleri yok. Çoğu Hıristiyan da değil. Bu ülkenin dini Şintoizm. Japon tarihini kitaplarda çok okuduğum için biliyordum fakat daha önce hiç Shinto (bizdeki cami) görmemiştim.. Shinto'ya gidip nasıl dua ettiklerini inceledim.


Bir laf vardır Amerika’yı bir daha keşfetmeye gerek yok diye.. Bizim ülkemizde sık sık kullanılır, ticarette hele daha sık kullanılır, ciniz ya.. Başkası Amerika'yı keşfetmiş sana ne oluyor?

Ben bu dua ediş şeklini ve yapılanları görünce aklıma Moğolistan geliyor ve daha önce çok defa yaşadığım o mutluluğu bir daha yaşıyorum. Tamam bazı profesörler bunu daha önce keşfetmişler ama olsun ben de gözlemleyip görüyorum ve neden o profesörlerin de Moğolistan - Japonya - Türkiye konusunda araştırmaya gittiğini de daha net anlıyorum. Bu Japonların bize sempati duymasının bir nedeni de yapılan bu araştırmalardır. Aslında çok güzel ve hayret verici detaylar var. Neyse kitaba. :D Merak eden zaten hemen araştırır netten.

Bir gün bir tır parkında mola verdim. Sipariş vermek için tezgaha gittim bana makinayı gösterdiler . Önce makinadan hangi yemeği yiyeceksin onu seçiyorsun. Parasını atıyorsun, makina da sana o yemeğin fişini veriyor. İçeceğini de başka makinadan alıyorsun. Yemeklerini de yedikten sonra orda kirliler bölümü var oraya bırakıyorsun, güzel bir olay… Garson yok, kasiyer yok, basit sistem. Ama güzel.

Bu ara yemek yerken de hep beraber çizgi film seyrediyoruz. Biliyorsunuz bu ülke manga ve anim konusunda en üst sırada. Herkes çizgi film seyretmeyi ve çizgi roman okumayı çok seviyor. Teknoloji konusunda neden bu kadar ileri olduklarının önemli sebeplerinden biridir bu. Hayal gücü zenginliği..

Japonya'da kamp konusunda denilenler doğruymuş arkadaşlar; şehrin ortasında kamp attım. İnsanlarla sohbet ettim. Sabah sporu için parka gelenlerle spor sonrası kahve içtim. Ne rahatsız eden oldu, ne gelip sorgulayan oldu. Polis selam verip geçti. Çocuklar çadırın içine falan baktılar.

Japonya'da yaptığım tüm yolculuk sağnak yağış altında geçti şu ana kadar. Her gün 80 km üstünde yol aldım. Hastalandım. Hastalandığım günde üstümden soğuk terler akarken bile 101 km pedalladım.. 9 aydır ilk defa hastalandım. Sebebi rutubet oldu. Ada ülkesi, rutubet çok fazla. Ben de hep denize yakın yerlerde kamp atıyorum, hava zaten soğuk, yağmur var rüzgar var.. O gün çok pedalladım çünkü ertesi gün Hiroşima'ya varmam lazım, bir daha uzun bir yol alamam demiştim. Bir sonraki günde 30 km pedallayıp otele geldim zaten… Gece çadırı nasıl kurdum, çorba yaptım, yemek yaptım, o güç nerden nasıl geldi anlamadım. Uyumadan önce de Çin’den bir ilaç, Moğolistan’dan bir ilaç ve Güney Kore’den bir ilaç alıp yattım hahahahha.. Her ülkeden farklı ilaçlar almıştım. İlaç kullanmayan biri olarak hepsi hemen etkisini gösterdi. Hastalığım sadece 8 saat kadar sürdü hahahaha ertesi gün Hiroşima'daydım..

Güzel bir guest house buldum. Temiz, rahat, olanakları iyi ama pahalı. Yapacak bir şey yok, ülke pahalı. Yabancı gezgin sayısı fazla. Hastalığım geçti desem de cidden çok yorgun düştüm. Günlerce o hava koşullarında pedallamak inanın çok yoruyor. Yatıp kalkıp o ekipmanı almışım diye şükrediyorum. Sabahtan akşama kadar yağmur, soğuk, rüzgar, zerre ıslanmıyorum. Neyse Hiroşima'da dinleneceğim hatta belki yılbaşını da burada geçirirm. En azından oteldeki insaları tanıyorum, sahibini tanıyorum muhabbet ediyoruz.. Çadırda tek başıma girmemin alemi yok.

Hiroşimayı hepimiz biliriz; insanlık tarihinin en büyük, en acımasız sivil ölümü atılan ilk atom bombası ile bu şehirde oldu. O bombanın atıldığı alandan geriye kalan eski belediye binasını görmeye gittim. Yazılanları okuyunca, o yıkımın fotoğrafını görünce tüylerim diken diken oldu. O bombanın atıldığı alanda durdum, çevreme şöyle bir baktım, kuşlar uçuyor, nehrin kenarında bir çocuk gitar çalıyor. Gençler bisiklet yolunda bisikletlerini sürüyor. Ağaçlar renk renk, şehrin ortasında huzur buluyorsunuz; adını Barış Parkı koymuşlar.

Gözlerimi kapatıyorum ……… Atom bombasını bırakıyorum o alana. Hayal edip canlandırmaya çalışıyorum, o gördüğüm fotoğraftaki gibi. Bir insan evladı olacakları bile bile nasıl böyle bir karar verebilir? Nasıl yapar? Hatırlıyorum....... Aslında ben bu cevabı biliyorum. Hem de çok iyi. Biz de biliyoruz Gürkan diyorsunuz. Hayır bilmiyorsunuz diyorum. Ukalık yaptığımı düşünmeyin lütfen, ben de bilmiyordum, yolda bunu çocuklardan öğrendim. Çünkü sistemin içinde olan bizlerin aklına GELMEZ artık.. Bunun cevabını bana Tacikistan'da 3500 metrede iki çocuk söyledi. Aslına bakarsanız söylemediler de, yaşattılar. Hepimiz orada büyük bir ders aldık. Tacikistan yazılarıma dönüp bakmayın oralarda yok. : ) Her şeyi yazmadığımı biliyorsunuz zaten.

Samurayların büyük şehri Hiroşima'dan sevgiler, saygılar.


35 yorum:

  1. "Cesuryürek" kardeşim, sayende Nippon diyarlarını aynen senin gözlerini kapadığın gibi kapatıp turluyorum.Bisikletin tadını bildiğim için hayal etmek zor olmuyor bana.Dediğim gibi kitaba bu yazıları koyunca yanına da bir kaç tane o bölgeyi anımsatacak resim eklemek gerek ki,okuyucular da benim gibi turlasınlar.Bir de nipponların bisiklet yollarına bu kadar özen göstermelerine şaşırma.Bizde de yaya kaldırımlarına büyük özen gösteriliyor ve her sene yenileniyor biliyorsun(!?).Şansının nem dışında en çok olduğu yerdesin.Böyle bir yolda bisiklete binmenin keyfini çıkar bol bol.Resimler de tam masa üstülük bir çoğunu indirdim.Hangisini sabit masa üstü yapsam şaşırdım.Belki de bunları daha büyük olarak çıkarıp albüm oluştururum.Sağlığına yinede dikkat et, geçmiş olsun.Yolun Ak, Yoldaşın Hak olsun...

    YanıtlaSil
  2. Yaşamın her alanından seçtiğim çalışmaları, yazarlarının izniyle “Bloglardan Seçmeler” adlı sitemde yayınlıyorum.
    Sizin de izniniz olursa bloglarınızdan seçtiğim çalışmalarınızı, kaynak göstererek yayınlamak istiyorum.
    İyi günler dileğiyle.
    Sabahattin Gencal

    YanıtlaSil
  3. Gürkan,

    Bir solukta okunacak bir yazı daha yazmışsın , eline sağlık ama daha çok pedallardaki ayaklarına...

    Geçmiş olsun bu arada.. yolun açık olsun Gürkan :)))

    YanıtlaSil
  4. Çok içten ve sıcak anlatımın için teşekkür ederim.
    Sendeki azim bizlere örnek oluyor,güç veriyor..

    Aşağıdaki satırlarını okuyunca gülümsedim,ben de öğrencilikte oradaydım ve hep bunu sorarım kendime :)
    ''aklıma Kıbrıs geliyor. Len o kadar düz bir ülkede bir bisiklet alıp da turlamadım ha . Hep araba ile gezmiştim.''
    Sevgi ve Saygılarımla..
    Hakan Kayışlıgil

    YanıtlaSil
  5. Sarnai teşekkürler. Sanırım sen japonlar türkler ve moğollar arasındaki bağdan haberdarsındır : )

    Ruhfen abi tokyota kadar elimden geldiğince gezdirmaya devam edeceğim

    Sabahattin öğretmenim tabikide blog adresinizde yayınlaya bilirsiniz. Teşekkürler

    Sağol güney amerika fatihi : )

    Hakan abi sende mi bendensin.. Eee o zaman abi bize bir kıbrıs turu yakışır demekki birde bisikletle gezelim orayı : )

    YanıtlaSil
  6. Herşey harika ;anlatım resimler ve verilen bilğiler.paylaştıgın için teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. Merhaba Gurkan,
    Seni can-i gonulden tebrik ediyorum. Uzaklar sayende yakin oldu:)

    Ben de Eylul ayinda iki haftalik Japonyadaydim. JR Pass ( Japonyanin Interrail bileti ) alip Shinkansenlerle gezdim. Fukuoka'ya da gittim, sein o bahsettigin tunelden ben trenle gectim, ben de zannediyordum ki yerin altindan degil de ustunden gececegiz ve iki adanin birlesim yerini, bogazi gorebilecegim. Bir baktim Fukuoka'dayiz :)

    Hiroshima yakinindaki Mayajima adasina gitmeni kesinlikle oneririm. Ben orada bisiklet kiralamistim gezmek icin. Birsuru tapinak var rengarenk ve heryerde geyikler geziyor.

    Bir de Osaka yakinlarinda Mt. Koyosan var, orasi da tapinaklar dagi, ama ben gezimin son gunude oraya gitmistim, artik tapinak gormekten biraz sikilmistim acikcasi.

    Japonyadaykn bir onsen'e ( hamam) gitmeni de tavsiye ederim. Bilzim hamalara benziyor biraz, herkes ciplak ve sular cok sifali:) Shikoku da cok unlu bir onsen sehri var ama benim vaktim yetmemisti.

    Ben sadece Tokyo ve Fukuoka arasindaki bolgeleri gezebildim, bir gun Hokkaido ya da gitmeyi cok istiyorum. Sen o taraflara dogru gidecek misin?

    Eger Osaka'ya yolun duserse Chisun Inn Esaka diye bir otel var, biz iki kisiydik ve bulabilecegimiz en ucuz yer orasiydi. Oda o kadar kucuk ki yatak asansorlu :)


    Beard Papa's diye bi tatlici var hamur lokmasi icinde krema dolu ama mukemmel bir sey, benim yerime ondan bir kez ye, pisman olmayacaksin :)
    Bir de ben tempuralara bayildim:P


    Bol sans!

    YanıtlaSil
  8. Evladım bisiklet yolu aşağıdan devam ediyor :)))
    hem de kaliteli olanından :D
    sesini duyar gibiyimmmm Gürkan :)

    Narutolu ne varsa topla da getir.....

    YanıtlaSil
  9. Okyanus altındaki bisiklet yolunu okuduğum zaman resmen tüylerim diken diken oldu. Şu hayattan kazanılabilecek nadide bir deneyim varsa onu da sen yaşamıssın.

    Türkiye'de ki medya istismarının farkındasın zaten. Yurda döndüğünde de gerekeni yapar hakkını ararsın. En azından mahkeme kararı ile başka bir sayılarında yazılı olarak senden özür dilemelerini sağlarsın.

    Kısmetin bol, lastiklerin şişik, pedalların sağlam olsun.

    YanıtlaSil
  10. Gürkancım süpersin...
    Şu Canon EOS olayı beni kendimden aldı. Çocuklar bile Mark kullanıyormuş yaw. :)
    Ben ömrüm sonuna kadar herhalde kullanamam o makineleri. :)

    Takipte olduğumuzu unutma dostum, yolun açık olsun. Süper macera, süper bir biçimde devam ediyor, edecek... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  11. Gürkan harikasın +++ Yazılarından herkes kendine birşeyler buluyor ne güzel... Yazdıklarınla oralarda gezer gibi olurken sayende pek çok bilgiye de sahip oldum, teşekkürler!+++ Ve ayrıca pek çok konuda karşılaştırmalar yapıp henüz gerçekleştiremediğim hayallerimi gerçekleştirme yolumda işime yarayacağına inandığım notlar alıp çentikler de atıyorum ;) Sen de sevgili Gülcan da inanılmaz iki mükemmel rehber oldunuz :) Kısmen çekik gözlü kabilesinden biri olarak (kırım tatarıyım yani) ayrı bir keyif aldım :) Çocukluk resimlerim tıpkı bu sevimli veletler gibi :D)) İnsana, doğaya verilen değer beni çok etkiledi... Çok teşekkürler cancan... İyi ki varsın, iyi ki gözü karartıp yola çıkmışsın... Sana da Gülcan'a da sonsuz teşekkürler... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  12. Masal dünyasına gitmiş gibi olduğumdan tebrik etmeyi unuttm :D))) Sanki film bitti sinemadan ayrıldım :) Böyle bir his olabilir mi? :) KUTLUYORUM !!! HELAL SANA !! Bu gaz değil hehehe :))) BUDUR İŞTE +++++++++++

    YanıtlaSil
  13. keyifle okudum güzel yazını .teşekkür ederim hem eline hem ayağına sağlık gürkan ..salıcakla kal..

    YanıtlaSil
  14. Gene rüya gibi anlatımın ile sonunu heyecanla beklediğimiz film tadında okuduk yazılarını. Ben şimdiden çıkaracağın kitabın hayalini kuruyorum.

    Çok şey öğreniyoruz senden sağol,varol Gürkan.Hastalanman bizleri üzdü umarım son olur. Geçmiş olsun. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  15. Türkiye'de gazeteciliğin copy-paste'ten ibaret olduğunu sanırdım. Copy-paste'i bile beceremiyorlarmış demek.

    Bu arada Nagoya şehrinde -neden bilmiyorum- sürüyle "Fatsalı" yaşıyormuş. Burda bir belgesele bile konu olmuşlardı. Bunların bir çoğu ülkeye giriş yapıp kaçak çalışarak orda yaşıyorlarmış, ayrıca Fatsa'da ne kadar eş dost varsa peşleri sıra Japonya'ya getiriyorlarmış. Japonların pasaport kuyruğunda takındıkları kaba tavır belki bu vakaların çokluğundan kaynaklanıyor olabilir.

    Samsun'dan selamlar. Ha uşak ha! :)

    YanıtlaSil
  16. inananlara teşekkürler, inanmayanların canları sağ olsun, peki inanamayanlar ne yapacak? :) inanılmazsın, müthiş gidiyorsun yine. atılım'daki konferansını ve kitabını beklemeye başlıyoruz artık. keşke Asya daha büyük olsaydı da daha çok macera anlatabilseydin bizlere... yolun açık olsun.

    YanıtlaSil
  17. gürkan kardeşim,gönül dolusu sevgiler diliyorum.blog'unun ve bloktaki yorumların sıkı takipçisiyim.herkes o kadar güzel yorumlar yazıyorki banada o yorumları okumak kalıyor.allaha emanet ol.

    YanıtlaSil
  18. Gürkancığım sen yazdıkça biz geziyoruz. o nasıl güzel bir anlatımdır öyle, kendim gezsem bu kadar çok şeyi görür müydüm, kendime bu kadar iyi anlatabilir miydim şüpheliyim.

    hastalığın bu enfes ve büyülü seyahatin nazarlığı olsun ama seni çok yormasın dilerim.

    bu seyahatin hiç bitmesin ve ben her gün "Gürkan bugün yeni bir şey eklemiş mi" diye merakla blogu açayım istiyorum. aylarca Gülcan'ın blogunu aynı hevesle her gün açıyordum yeni ne var diye, içimdeki kıpırtı ve merakla.

    seni Allah'a emanet ediyorum ve "Güney Amerika Fatihi"nin tabiriyle yol perileri seni korusun diyorum...

    YanıtlaSil
  19. tam düşündüğümü okuyunca yok artık dedim nasıl yaa nasıl -98 m aşağısında nasıl bir hava sirkülasyonu yapmışlar:/ bizim çayyolunu bırak milli kütüphaneye gelemedi..

    bu arada ramen'e özel bir film var, her kişi ramen yapamaz ve onun özel kursları varmış.. yaparken duygularını katmalıymışsın:)

    (filmin ismini hatırlayamadım zaten sende şu ara film izleyemezsin sonra söylerim;)

    YanıtlaSil
  20. tebrik ederim gürkan abi. hedefine ulaştın. hedefine ulaşmakla kalmadın bir çok insana hedeflerine ilerleme konusunda azim verdin hırs verdin güven verdin. türkün adını geçtigin her yere duyurdun. gurur duyulacak birisin. saygılar sevgiler.. insan isterse ........... demi abi :)

    YanıtlaSil
  21. İşte budur!!! Görev tamamlanmış, hayaller gerçekleştirilmiştir:) Ben biliyodum ki zaten;)
    Tebrik ederim.
    Heyecanla yeni yazılarınızı beklemekteyiz.

    Bol şans!

    YanıtlaSil
  22. okudukça kendim geziyorum sanki. birzda görselleri artırma şansın olsa sanki seninle geziyor gibi olacağım.

    YanıtlaSil
  23. Emin Oğuz teşekkürler. Bundan sonrada gücüm yettiği kadar bu şekilde devam edecek bu blog ve kendi web adresim. Tabi sizin güzel sözleriniz ve desteğinizle birlikte

    Ezgi selamlar. Detaylar için teşekkür ederim. Senin izlediğin yolun aynısını izliyorum sadece daha fazlasını görerek. Hokkaido falan deyip insanları telaşlandırmayalı.. :D Bakalım önümüzde ki aylarda neler göreceksiniz. Bu sayfalarda . Dediklerini de yaparım : )

    Tokyo ya gideyim bisiklet forması alacağım Naruto lu Ayşeeee

    Captainblack bende okyanus altında pedallarken hissettiklerimi buraya keşke tam aktara bilseydim. Kapalı mapalı. Ulan okyanus altındayım diyip duruyordum. Dergi gerekli özrü diledi. Yazan kişi bulundu ..Önümüzdeki ay özür yazısı çıkacak

    Serkan çocuklarda o fotoğraf makinalarını görünce benim yüz ifademi birisinin çekmesi lazımdı. O ne lan öyle? Bizde hala compact takılalım .. Eee adamın kendi malı bizim ülke cannon üretti de biz mi almamazlık ettik : )

    Jale çıkacak olan kitap da çok daha güzel detaylar ve benzerliklerde bulacaksın bu anlattıklarımla bitmiyor : ) . O kitap sanırım 2011 sonuna anca çıkar : ( bu yolculuk bitti .. Dönünce ben en baştan başlayacağım . Teşekkür ederim

    Murat teşekkürler. Japonya yazıları daha gelecek uzun uzun . Mesela neden bu ülkeyi bu turun son durağı seçtim : )

    Cihan abi teşekkürler. Bugün Hiroşima da son günümdü.. İyileştim pedallamaya geri çıkıyorum . Yeni mekanlar maceralar beni bekler : )

    Griffith madem söylemişin bende yazdıklarını destekliyorum. Nagoya şehrinde kayıtlı 722 Türk vatandaşı yaşamaktadır. Fatsa’ya bağlı 3 ayrı köyden oraya göç olmuş : ) . Ayrıca bazı şehirlerde araç tamir servis olayını Türkler üstlenmiş durumda. Benim ülkeye sıkıntılı girmemin sebebi de o dur. Gelmeden de böyle bir sıkıntı yaşanacağını tahmin ediyordum : ).. Nagoya bir varalım ben size canlı canlı bizim oralardan fıkralar anlatırım : )

    Barış teşekkürler kardeşim. DDur bakalım daha hayat uzun neler olacak ne suprizler : )

    Ruh Gezginim teşekkürler. Arada bir yukarıdaki yanımda arada bir melekler . Olur hastalık insanım bende ama iyileştim yarın kaldığım yerden devam : )

    O zaman ramen filmimidir nedir bulda seyredelim edacım .. güzel film olsa gerek eminim. Dediklerinde doğru

    Mahmut birilerine örnek oluyorsam, içlerinde bisiklete binme hevesi uyandırıyorsam ne mutlu bana. Bu geziyi sadece kendim için yapmıyorum. O yüzden paylaşıyorum.. Hedef koyacak yeni gençler çıksın. Gaza gelip benim yükseltmeye çalıştığım çıtayı daha da yükseltmeye çalışan gençler çıksın diye.. Ben bir Ahmet mumcu, Evrim yiğit, Cemal Terzi, Cemal Atasoy , İbrahim abi okudum net de .. Daha fazlası olmalı, olacakta. : )

    Understudy evet bu tur tamamlanmış diyelim : ) Destek için sağol.. Düğerlerinde desteklemeye devam tek başıma olmaz bu tur teşekkürler.

    Bir, görselleri facebook sayfamda yayınlıyorum ülke ülke .. Henüz Japonya ile ilgili bir yayın yapmadım. İlerleyen günlerde artacak : ).. teşekkürler

    :D sanırım yorumlardan da bir kitap çıkar .. Teşekkürler hepinize

    YanıtlaSil
  24. ilk teşekkür benden gelsin herkese ayrı ayrı cvp verdiğin için arada şu forumada uğra kardeş topiğin seni özlüyor ..))

    YanıtlaSil
  25. Sevgili Gürkan, neden bu blogu okuyorum diye düşündüm bir sürü güzel sebeb var, seni motive etmek için yazacaktım ama sen kendinden motiveli olduğundan sana çok faydalı olmayacak, en iyisi ben seni eleştireyim.Kardeş, gezdiğin yerlerle ilgili daha fazla bilgi ver hatta bize gezdiğin yerlere ait ingilizce sitesi olanlar varsa site adreslerini ver.Gittiğin restorantların internet adreslerini ver."Verecemde gidecen mi?" deme çünkü yemek ve ambians kaparız belki.Süper gidiyorsun aynen devam...Sevgiler

    YanıtlaSil
  26. <3 tebriklerin en tebriği <3
    nazarlara gelmişsin de hastalanmışsın, geçmişler olsun...
    kitap istiyorum bir de en birinci elden:)
    bi günde okurum ki bence ben:)

    YanıtlaSil
  27. Gürkan kendine iyi bak
    Yolun açık olsun.
    MUTLU YILLAR.

    YanıtlaSil
  28. Şimdi gobi çölünü tek başına geçmiş birine abes bir soru soracağım.

    Hani belli bir işi yaparken sonuna yaklaşınca (okul, askerlik vb) acaba sonrasında ne olacak diye korkuya kapılırız ya bazen. Hedeflediğin şeyi başarınca boşlukta kalma veya hedefsiz kalma korkusu. Var mı acaba böyle bir korku Tokyo'ya yaklaştıkça diye merak ediyorum. (saçmalamadım inşallah)

    YanıtlaSil
  29. murat dogru diyorsun onumuzedeki hafta foruma ugrayacagim. 5 gundur arazideyim. bugunde arazideyim bir sure daha arazide kalacak gibiyim. internet cafe buldum bir tane orda dus almak icin mola verdim ne guzel di mi : )

    Barbaros cok guzel bir noktaya deginmisin aslinda. Siradan bir gezgin gibi su lokantaya gittim su kadar para verdim su otelde kaldim , su restorana gittim sunlari bunlari yedim su kadar odedim surayi kesinlikle gorun tarihi turistlik yer surada da su var sakin atlamayin ; ) .benim sayfamda bunlara cok az yer verdim cunku bir cok gezgin anlatmis. hangi ulke hangi yemek meshur. benim bu detaylari kitaba sakladim..

    kemal bir bilsen ne hedefler koydum. bosluga dusmeye firsat kalmadi. bazen ben bile sasiriyorum kendime. hem yasamimla ilgili hedefler hemde yeni turla ilgili hedefler. Bu yolculukta o hedeflerin olusmasina sebep oldu.

    Belgin tesekkurler. Sanada mutlu seneler

    bosaa sen bir gunde bitirme diye o kitabi bende deligibi geziyorum iste

    YanıtlaSil
  30. GENÇ arkadaş

    merhaba


    51 yaşındayım ( soranlara 34 diyorum.. J ) Çocukluğumda tabi ki bisikletim oldu.43 yaşımda motosiklet aldım. A2 ehliyeti için girdiğim sağlık heyetinde ki bayan doktor evraklarıma baktı ' 40 ından sonra böyle oluyor ' dedi ( J ) .Belki de bu lafın etkisiyle ; hani derler ya ahh bir 18 inde olsaydım, işte ben 30 lu yaşlarda olmayı yeğlerdim. Enerjinin en doğru olabileceği bir noktada kendin için çok güzel bir şey yapıyorsun ve de bizler le paylaşıyorsun.
    Belki sonra yine kaldığım yerden devam ederim
    Yüreğine....
    emeğine,pedalına sağlık
    Ben okudum keyf aldım, sen yaşa keyf al
    sağlıcakla
    nazım

    YanıtlaSil
  31. Geçmiş olsun Gürkan kardeş. Kıyafette çok yakışmış yani:) .Özledik be kardeşlik gel artık şubat sonu gibi anatalyada görüşmek üzere. Kendine dikkat et iyi seneler.

    YanıtlaSil
  32. Nazım abi teşekkürler. Yolculuk esnasında bazen keşke daha erken bu yolculuğu yapsaydım dediğim zamanlar oldu. çünkü gezginlerin çoğu benden yaşça küçüktü. Fakat zaman içinde 40- 50 -60 lı yaşlarındaki gezginlerle tanıştım. Hayat devam ettiği sürece onu yaşamak lazım. Önemli olan bu yaşın pek bir önemi yok. Ha 62 yaşında bisikletle gezen gezgin bile gördüm : )

    Ömer abi hastalık dediğin 1 gün sürdü . Taş gibiyim ama genede teşekkürler : )

    YanıtlaSil
  33. Gürkancım, öncelikle mutlu yıllar, kıyafet süper olmuş :)) gelişini 4 gözle bekleyenlerdenim :))

    YanıtlaSil
  34. Abicim uzun uzun yazmaya gerek yok
    Yazılarınla biraz geç karşılaştım ama 2 gündür sürekli okuyorum.
    Herkesin söylediği gibi inanılmaz bir iş başardın.
    Ben de ankarada okuyorum , inşallah tanışma fırsatı buluruz.

    YanıtlaSil