21 Aralık 2010 Salı

Hayal etmekle başlıyor her şey...

Dün benim blog için özel bir yazı geldi. Gerçi aylar önce gelecekti bu yazı fakat bu gezginimiz biraz tembel, : ) yazmaya üşendi. Neyse sonunda yollamayı başarmış. Benim Japonya yazım hazır fakat önce sizi başka bir yerlere götürelim bu gezgin arkadaşımla..

Bu seyahat boyunca fırsat buldukça ben de başka gezginlerin bloglarını okudum ama içlerinden biri çok özeldi. Kendisine mesaj attım, tanıştık sohbet ettik. O tek başına Güney Amerika'yı sırt çantası ile adım adım gezerken ben Çin'de pedallıyordum. O benim yazılarımda, ben onun yazılarında gitmediğimiz yerlere gittik. Fakat kendisi yaşadığı kötü deneyimleri bloguna aktaramadı. Ailesini, arkadaşlarını üzmekten, o ülkelere seyahate gideceklerin hayal kırıklığı yaşamalarından korktu. Olmaz öyle dedim bunlar bilinmeli yazılmalı. Sen bana yaz, ben kendi blogum yayınlayacağım dedim.. Sonra da bana "sen üstünde değişiklikler yap, senin gibi anlatamam" demişti. Halbuki kendisi beden kat ve kat iyi yazan ve yazdığını yaşatan biri.. Bana gönderdiği yazıyı hiç bir değişiklik yapmadan sizlerle paylaşıyorum. Ha bu arada bu gezgin neden çok önemli onu yazmadım.... Okuyunca hak vereceksiniz.. Keyifli okumalar.


-----------------------------------

Tanımadığım sesler arasında birden çok iyi tanıdığım bir ses duyuyorum… Annemin sesi kulaklarımda çınlıyor,

“Gitme kızım, bu yaşta ne işin var senin oralarda? İşinden istifa etme bu kadar işsizlik varken” Cevap veriyorum; “22 yaşımdayken de çok gençsin, yapamazsın, vakit kaybetme gir bir işe çalış” demiştin.

“Bütün paranı gezmeye harcıyorsun, kır dizini otur, biriktir paranı, sonra yaşlanınca, ihtiyacın olunca annem demişti dersin ama o zaman iş işten çoktan geçmiş olur” Cevap veriyorum; “Ben hep geleceğin kötü kurgularını yaparak mı bugünkü yaşamımı kuracağım?” diyorum.

Annem bu son sözüme çok sinirleniyor: “Ne halin varsa gör, başına bir şey gelsin de o zaman ne dediğimi anlarsın” diyor. Annem bana küsüyor, gitmemi engellemek için elinden geleni yapıyor.

Bu kadının annesinin rızasını alamamış olmasına çok içerliyorum. Dışarıda akan manzara bana bakıyor ben manzaraya bakıyorum ve ağlıyorum, içim rahat etmiyor, kanatlarım kırılmış gibi hissediyorum… Uçamayacakmışım gibi geliyor, tam kanatlanmışken ikisi birden kırılıveriyor…

Kaldırımda oturuyorum, kafam ellerimin arasında, ağlıyorum. Burnum çok acıyor, acaba kırılmış olabilir mi diye geçiriyorum içimden? Bir de fena halde kanıyor. Kasıklarıma gelen tekmeler yüzünden iki büklüm olmuşum, boğuşma esnasında öyle sıkı sıkı tutunmuşum ki yere, tırnaklarımın arasına taşlar girmiş. Halim perişan ve annnemin sesi kulaklarımda çınlıyor “Git ne halin varsa görrrrrr!!!!”

Kalkamıyorum yerimden…. Ben neredeyim? Hangi dili konuşmam gerekiyor? Ne oldu bana? Neden burnum kanıyor? Neden kimse bana yardım etmiyor? Oturup kalıyorum kaldırımda. Burası neresi? Sadece bakınıyorum çevreme.

Birileri geliyor sonra yanıma “Do you need some help? (yardıma ihtiyacın var mı?) ” diye soruyorlar… “Evet lütfen, çok korkuyorum…. Benimle birlikte hostele kadar yürür müsünüz?” diyorum yarı İspanyolca, yarı Türkçe, yarı İngilizce. Bütün diller birbirine karışıyor… İki kişi yardım ediyor ve hostele gidiyorum.

Her şeyi yavaş yavaş hatırlıyorum. Ben on yıldır hayalini kurduğum Güney Amerika seyahatini yapıyorum. Daha üçüncü haftadayım ve Ekvator’un başkenti Quito’dayım. İsmim Gülcan. 35 yaşındayım. Öğretmenim. Sırt çantam, iç sesim, fotoğraf makinem, bilgisayarım ve keşfetme arzumdan başka da bir şeyim yok. Yol beni sınıyor diyorum içimden, yol beni eğitiyor. Bu da yolda olmanın, yolculuğun bir parçası. Bütün riskleri biliyordum ve yollarla bir anlaşma yaptığımda bunu kabul etmiştim.

Ben küçücük bir kadınım; tek başına, İspanyolca bilmeyen, hayalinin peşinden koşmaya cesaret eden küçücük bir kadın, kendisiyle gurur duyan bir kadın. Geride bıraktıklarımı, yaptığım fedakarlıkları hatırlıyorum; tereddütlerim yerini artık daha tedbirli olmaya bırakıyor ve yoluma devam etmeye karar veriyorum. Yaşadığım bu olay beni yolumdan döndürmüyor, aksine bana güç veriyor, devam etmek için kamçılıyor beni. Bogota’da “ya kokain alırsın ya da paranı verirsin” diyerek yolumu kesen genç, Bolivya’da gece otobüsünde sıkı sıkı sarıldığım çantamın içinden bir şeyler almaya çalışan yaşlı teyzenin yüzümde estirtiği nefes de korkutmuyor. On yıl kurdum ben bu hayali, üç adamın beni dövmesi ve soyması ya da diğer olaylar döndüremez beni yolumdan diyorum ve devam ediyorum yolumda yürümeye. Güney Amerika burası, neleri göze alarak gelmişim buraya geri döner miyim hiç? Dönmem, dönemem, bu küçük gövdeye sığdırdığım kocaman bir yüreğim var benim ve beyaz adamın yüzyıllar önce buralılara öğrettiği bu zavallı şiddet oyunlarına gelmem. Onlardan kaçarak değil, onları tanımaya ve anlamaya çalışarak kendi oyunumu oynamaya karar veriyorum.

Bir blog yapıyorum ve gezimi anlatıyorum bu blogta ama annemi ve arkadaşlarımı endişelendirmemek için başımdan geçen kötü olayları yazmıyorum. İstiyorum ki herkes düşsün yollara; bisikletiyle, sırt çantasıyla, eşşekle, yürüyerek…. Yöntemi nasıl olursa olsun turist gibi değil de gezgin olarak düşsün yollara… Bir tarafımız hep seyyah kalsın istiyorum, kimseleri ürkütmek istemiyorum. Kadın olduğum için yazamıyorum bu facia hikayelerini bloğuma, çünkü biliyorum ki yazarsam eğer çok fazla insan “geri dön” diyecek. Yıllardır beni çağıran bu toprakların sesini, davetini onlara duyuramayacağımı bildiğim için sadece yolun sesine bırakıyorum kendimi.

Geriye dönüp baktığımda, başımdan geçen bu kötü olay diğer bir yıla sığdırılmış onca tanışma, onca kahkaha, onca nefes kesen görüntü, gidilen kilometrelerce yolun üzerimden attığı ve temizlediği geçmiş birikintileri ile karşılaştırıldığında yolun -belki de öğreteceklerinden dolayı yaşanması gereken- acı bir sürprizi olarak kalıyor anılarımda.

Quito’da 3 adam beni dövmüş ve çantamı alarak kaçmışlar, bu da bir şey mi diyorum; ben penguenlerle yan yana yürüdüm, Patagonya’nın rüzgarlarında kanat çırpan El Condor ile göz göze geldim, en yakışıklı adamlarla vatanında salsa yaptım. Pinochet’in soğuk nefesini ensemde hissettim ve Neruda’nın soluduğu havayı soludum. Uçsuz bucaksız Arjantin yaylarında ata bindim, tango öğrenmeye çalışırken öğretmenime -sınıftaki tüm diğer kızlar gibi- aşık oldum. Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanında geçen kahramanın izini sürdüm Kolombiya’da. Inka Tanrıları’nın yeniden doğumunu belki görebilirim diye Titicaca Gölü’nde sabaha kadar gözlerimi kırpmadım. Machu Picchu’ya tırmandım, sırtımdan düşen her ter damlasını hissede hissede. Brezilya’nın yağmur ormanlarında kayboldum, Che’nin izlediği rotayı izledim, ayak izlerine basa basa. Binlerce güzel dostluk kurdum ve hayatımda asla unutamayacağım, damağımda kalan ve asla gitmeyecek olan güzel bir tat keşfettim.

Seyyahın halinden seyyah anlarmış, Gürkan’ın gezilerini okurken, başından geçen kötü bir olayı yazdığında, nefesimi tutup sonuna kadar okuyorum. Sonra da diyorum “yaşasın gezi perileri beni koruduğu gibi O’nu da koruyorlar.”

“Korkmuyor musun tek başına?” diye soranlara Cesare Pavese’nin sözleri ile cevap veriyorum.
“Gezmek vahşi bir şeydir. Sizi yabancılara güvenmeye ve alışık olduğunuz ev ve arkadaş konforunu kaybetmeye zorlar. Dengenizi kaybedersiniz. Zorunlu şeyler (Hava, uyku, rüyalar, deniz, gökyüzü) haricinde hiçbir şey sizin değildir. Her şey, sonsuzluğa veya ne hayal edersek ona yönelir.”
Hayal etmekle başlıyor her şey, sonrasında gelen ise cesaret, daha sonrası ise sonsuzluğa veya ne hayal edersek ona…



Gülcan Özcan
http://atlasname.blogspot.com

15 yorum:

  1. Muthis !!!Hayret 2 hafta once Tulin isminde baska bir Turk kizinin da (2 arkadas yanliz onlar ) Guney Amerika turunu okumustum. Onlarla da sanki beraber gezdim.
    Bu kucuk bedendeki kocaman yurege tum kadinlar adina tesekkurlerimi yolluyorum.Bize verdigi cesaret icin.Kesinlikle okuyacagim blogunu.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler Gürkan.
    Sadece pedal çevirmediğini bir kere daha gösterdin..

    YanıtlaSil
  3. Bu paylaşım için teşekkürler Gürkan. Bu yazı dilerim birçok insanın yüreğine birazcık gezginliği aşılar.

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  4. "Geleceğin kötü kurgularını yaparak mı bugünü yaşayacağımmm?"

    Iskaladığı hiç bir şey kalmıyor böylece..

    Sağolasın Gürkan....

    YanıtlaSil
  5. Gulcan, ilham veriyorsun, hersey gercekten hayalden basliyor. Yolun acik olsun. Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. gülen gözlü küçük kadının kocaman yüreği var. eline sağlık Gülcan ve teşekkürler Gürkan. hani küçük bir çocukken kahramanlarımız olurdu ya, işte büyüdük ve sizler benim kahramanlarım oldunuz. ikinizi de seviyorum sevgili gezgin dostlar...

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Gülcan ve Gürkan ... Size çok şey borçluyum ve sizi çok seviyorum... Gülcan'ın bloğunu ilk paylaşımı olan "Yavaş Yavaş Ölürler" şiirinden başlayarak okuyorum... Hani derler ya "CUK" oturmuş bir giriş olmuş... KUTLUYORUM... Bizi Gülcan ile tanıştırdığın için sonsuz teşekkürler Gürkan... İkinize de sevgiler, selamlar gönül dolusu ...

    YanıtlaSil
  8. kocaman yürekli insanlar, sizlere sonsuz sevgi ve selamlar gönderiyorum.

    YanıtlaSil
  9. Sizler birçok kişinin cesareti oldunuz ufuklarını açtınız.Binlerce teşekkürler.

    YanıtlaSil
  10. süperrrr cesaretini kutluyorum

    YanıtlaSil
  11. Gülcan'cım ya sen var ya sen süpersin. Guzellikleri yaşamak için, zorlukları göze almak gerek....Sen benim idolüm oldun, bırakmam artık seni.... Takipçinim...:) Keşke herkes hayattan güzel anlamlar çıkartabilmek için senin kadar başarılı ve güçlü olabilse...

    YanıtlaSil
  12. Gürkan, bizi Gülcan'la tanıştırdığın için teşekkürler. Blog listeme yeni bir blog daha eklendi:) Gülcan cesaretine hayran oldum, blogunda buluşmak üzere...

    YanıtlaSil
  13. insanın beyninden yüreğinden geçenleri kelimelere dökmeye kalkarken boğazında topaklanıp kalması... ve her okunan satırda artan nabzın önüne geçilememesi...
    kifayetsizlik, kendini bu kadar göstermemişti daha evvel.

    Kocaman sevgiler, her ikinizi de öpüyorum.

    YanıtlaSil
  14. Sevgili Gülcan ve sevgili Gürkan,

    Hayata nasıl sıkı sıkı sarılınırmış ve yüreğinin peşinden gidilirmiş!.. bunun en güzel örneklerini yaşayarak vermişsiniz...dayatılanı değil iç seslerinin seni yönlendirdiği, dünyayı görebilme, anlayabilme ve keşfedebilmenin... her tür koşulu göze alarak, yılmadan hayallerinin peşinde koşarak...yaşadığını iliklerine kadar hissetmenin nasıl olduğunu...öylesine güzel aktarmışsınız ki...

    her ikinizi de cesaretiniz, özgüveniniz, doğayı ve insanı seven yürekleriniz...adına tebrik ediyor...sevgilerimi gönderiyorum...

    bu güzel paylaşımınız için her ikinize de ayrı ayrı teşekkür ederim...gezdiklerinizi, gördüklerinizi yazmaya devam edin lütfen çünkü, sizleri severek ve merakla takip ediyorum...:))
    esmir

    YanıtlaSil