10 Haziran 2010 Perşembe

Türkmenistan (Aşkabat - Farab )





Şuanda Özbekistan’ın Bukhara şehrinden yazıyorum. Aşkabat da ve Aşkabat sonrasında pek yazmak için zamanım olmadı . Burada otelde konakladığımdan bir gecemi bu işe ayırıyorum.

Türkmenistan Aşkabat da geçen bir olay aklıma sürekli geliyor ve her seferinde gülüyorum. Len ülkeden 3000 km uzaklıkta fıkra gibi olay yaşadım. Bu Aşkabat a ilk girdim şehre bakına bakına geziniyorum Polimeks firmasının şantiyesini arıyorum oraya buraya bakınıyorum. Otobüs durağını gördüm oradaki insanlara yaklaşıp sorayım dedim. Benim yaklaştığımı gören biri ayağa kalktı tam selam diyeceğim . Herif biranda ‘’hey my friend. How r u ?’’ diyince bende hello ıle basladım . Polımeks ın yerını soruyorum. Yahu adam bir aksanlı İngilizce konuşuyor şaşarsın. Şaşarsın çünkü herif bildiğin Türk. Ulan burunda bizim oralardan. Hayır Türk olsa arkada kocaman bayrak var. Vay hemşerim diyip muhabbete girer ama bunu yapmadı. Bana polimeks in yerini bir güzel tarif etti. Tam ayrılacaktım. Adama içimden geldi sordum. Are u laz? Yes i am laz cevabı gelmez mi. güzel kardeşim 147 km yol almışım bana bu soruyu neden sorduruyorsun he akşam akşam. Abi ne yaptın dedim. Arkada kocaman bayrak var benle neden İngilizce konuştun 5 dk dır. Duraktaki tüm Türkler gülüyor. İşin komik yanı bende Lazım diyince başladık gülmeye. Ulan koca şehirde iki laz birbirini buldu İngilizce konuşuyor yaaa

Yol boyunca elçilikten Selim bey ile muhatap oldum. Kendisi ile elçilikte tanıştığımızda Türkmenistan görevlilerine bilgi verdiklerini fakat geri dönüş konusunda pek de umutlu olmadıklarını dile getirdi ben başımdan geçen olayları anlatınca anlaşıldı ki o evraklar işe yaramış. Birde Azerbaycan elçiliğimizde çalışan Ümren hanım akrabası Serpil hanımı orada görebileceğimi söylemişti. Kendisi ile de tanıştım. hatta sonrasında beni ailesi ile birlikte yemeğe davet etti bende kabul ettim. Şuana kadar yol boyunca tanıştığım en hayat dolu ve renkli aile onlardı. 18 senedir Türkmenistan da çalışıyorlar Ruhfen abi inşaat işleri ile ilgileniyor. Kızları Serra da önümüzdeki sene liseden mezun oluyor. Türkiye de bir universiteyi kazandıktan sonra ailece ülkeye geri dönüş yapacaklar. Bende inşallah onları Çanakkale de ziyarete gideceğim. Anneler hep aynı. Yola çıkarken Serpil abla Gürkan bu var mı şu var mı bunu aldın mı şunuda al :D. Tabi şimdi evlat olmadığı için durumu anlamak kolay olmuyor. Yazılarımı okuyan ve çocuk sahibi olanlar için soruyorum . Kızınız veya oğlunuz böyle bir yola tek başıma çıkıyorum dese ne yaparsınız ? Aşkabat dan sonra aldığım yol boyunca da beni arayıp km km takıp ettıler. Kavasoğlu ailesine hersey ıcın tesekkur ederım.

Aşkabat enteresan bir şehir. Tüm şehir granit ve mermerden yapılmış gündüzleri. Göze soğuk gelen şehir, geceleri bu binalara beyaz ışıkları vurduklarında büyüleyici bir şehir haline geçiyor. Ayrıca şehirde enteresan kurallarda var mesela araban kirli ise polis seni durdurduğunda 100 dolar ceza kesiyor. Bende ülkeye girdiğimden beri kendi kendime düşünüyordum len bu herifler her gün her gün neden araba yıkıyorlar diye.

Aşkabat da bir umut belki bankamatik vardır demiştim ama öğrendim ki bu şehir de de bankamatik yok yani. Azerbaycan dan Türkmenistan a geçerken kesinlikle yanınızda 500dolar kadar bulundurmanız şart.

İki gecede bu ülkede tisko ya gittim. Selim sağolsun güzel güzel gezdirdi beni. Bu böyledir şu şöyledir diyip hadi diyip pistlere attık kendimizi hahah
Aşkabat dan yaklaşık olarak 5 gün geçirdim. Enteresan bir çekiciliği olduğu kadar itici bir yanıda var bu şehrin. Ayrılırken sadece tanıştığım yeni dostlardan ayrıldığım için üzgündüm.

Yola kavasoğlu ailesinin yanında kahvaltı yaptıktan sonra çıktım. O gün fazla bir kilometre yapmadım . Yakınlardaki Yaşlık köyünde durdum. Rüzgar arkamdan esmesine rağmen uzun bir aradan sonra kaslarımı zorlamak istemiyordum. Köye vardığımda kamp yeri bakınmaya başladım. Gençler ileride bir restaurant olduğunu onun çevresinde izin verebileceklerini söylediler.

Restaurant a gittim. İçerde çalışanların hepsi kadındı. Türk bayrağını görünce yanıma gelip. Abi sen Türkiye den misin diye sordu hemen. Kendiside uzun senler Türkiye de çalışmış sonra vize alamadığı için sınır dışı edilmiş. Kendisini oraya götürmemi istedi iki laf arasında. Dedim olmaz ben 1 sene sonra döneceğim ülkeme. Neyse dükkanın sahibi geldi o da kadın . Dükkanları var ama dükkan dökülüyor. Müşteride yok içerde. Üzülüyorum bu duruma çalışanları ve sahibini çok iyi anlıyorum. Önce bir yemek siparişi veriyorum. Biraz sohbet ediyoruz. Yüzlerinde gülücükler oluşturduğumu görmek hoşuma gidiyor. İçeri girdiğimdeki o karamsar havaları gidiyor. Ben içeri girdikten sonra arkamdan birkaç grup daha geliyor. Bende mutlu oluyorum. Çadır için yer istiyorum. Sahibinden olur mu diyor. Arkada klimalı ev var orda kalırsın diyor. Eve götürüyor beni. Belli ki kalanlar var oda da. O gün için kimsenin kalmayacağını söyleyip gidiyor. Bende eşyalarımı çıkartıp günün verdiği yotgunlukla hemen uyuyorum.

Gecenin bir yarısı kafam kaşınıyor. Elimi atıyorum kafama sert bir cisme değiyor kendime geliyorum hemen . Ben elimi değince hareket ediyor . Saçlarda uzadı anasını satayım. Terden, tozdan falanda kazık gibi arasına girmiş böcek öyle tek hamlede de saçlarımın arasından atamadım. Hemen tepe lambamı yaktım yanımda duran kafamda ki bu büyük böcekte ne diye bir bakım dedim. Lambayı bir yaktımki çevremde bir KaraFatma ordusu dolanıyor ben ışığı yakınca hepsi dondu kaldı bana bakıyor. Ha siktir oldum. Sayamadım kaç tane var. Fark ettim ki tulumun içine de girmişler. Off off. Hemen üstümü başımı bir çıkardım. Silkelendim . Böceklerden tiksinmem. Fakat bu salak hayvandan oldum olası nefret ederim. Pisliğin olduğu yerde olduğundan sanırım. O kadar da pis değilim canım ben :D. Odanın ortasına çadırımı kurdum. Sonrada yatıp içine uyudum. Sabaha doğru kalktığımda çadırın tepesinde ve altında kara Fatmalar mevcuttu. Onları bir kışkışlayıp haha sabah kahvaltımı huzur içinde yaptıktan sonra yola koyuldum.

O günde şanslı günümdü rüzgar arkamdan esiyordu. Rüzgar arkamdan estiğinde ciddi anlamda terliyordum. Ama pek umrumda değildi. Hızım güzeldi, yol fena değildi. Yolumun üstünde kaka şehrinde Nata inşaatın şantiyesinde öğlen yemeği molası verdim. Şantiyeler dinlenme alanlarım olmuştu bu çok güzeldi.

Öğlen yemeğinden sonra biraz yol aldım. Sol tarafımda harabeleri görünce hemen oraya yöneldim. Tabelada eski Moğol şehri olduğu yazıyordu. Çıktım bir tepenin üstüne o büyük şehri hemen kareledim. Hemen ilerisinde de Sandıklı Evliya türbesi vardı oraya da uğradım. Tabi bu noktalar hakkında çevrede bilgi verecek kimse yoktu. Alan terk edilmiş gibiydi.

Akşama kadar 142 km yol aldım. Sık sık durup mola vermesem demekki 200 ü zorlarım ben diyede düşünmeden edemedim.Günde 200 km yol yapmak bana nerdeyse 3 günlük zaman kazandırırdı.

Nata inşaatın yaptığı köprülerden birine 3 km uzaklıktaydım fakat güzel yeşillik bir köy gördüm. Kampı burada vermek istedim. İnsanlar ben köye girince korktular bunu yüzlerinden anlayabiliyordum. Bir tanesine selam verip konuşmak istedim arkasını döndü gitti. Markete uğradım hem su alıp hemde sohbet etmek için. Çadır kuracak bir yer aradığımı söyledim ilerde türk şantiyesi var. Orda kurarsın cevabını aldıktan sonra köyde hiç durmadım . Arada bir böylede oluyor. Aslında korktukları ben değilim. Benim başıma orda bir şey gelirse onların başına benim başımdan daha büyük dert açılacağını biliyorlar o yüzden uzak duruyorlar. Bende adamın dediği gibi geceyi inşaat da çadır kurarak geçirdim.

Bu şantiye de iğde ağcının altına çadır kurdum. Birkaç Türkmen hemen yanıma gelip. Bu ağaç kötü şanstır altında uyuma dediler. Şeytan gelir dendi. Valla sabaha kadar mis gibi uyumuşum.

Bugünde rüzgar arkadan estiği için rahat bir yol alıp Tejen de ki Türkmen Türk okuluna vardım. Okulun yetkilisi Yusuf bey beni karşıladı. Bir gün bu okulda kalabildim. Fakat hem öğrencilerle muhabbet etme imkanı buldum hem de öğretmenlerden birinin evlilik sonra dost yemeğine katıldım.


Ertesi sabah Kadir hocanın sınıfında benim için bir gösteri yapıldı. Çocuklarla sohbet ettim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım öğlen bir gibi yola çıktım.
Öğlen bir gibi yola çıktım gideceğim yer oğuzhan tır parkı 82 km bir alan. Önce arka lastiğim patladı, onu tamir ettim. Büyük bir çivi girmişti. Birkaç kim sonra gene patladı. Bu sefer dikkat ettim ki arka teker yarılmış. Eee bu lastikler karadenizi gördü ege yi gördü , Ankara da bir çok yerde bindim 7000 km fazla yol aldılar. Normal. Öndeki lastil maşallah hala taş gibi. Moğolistan için aldığım dişli lastikleri taktım. Onlarda Rubena enes :D. Bugun de rüzgar karşıdan esiyor. Sırası ile önce gidon çantası koptu. Sonra ön sağ çantanın bir klipsi sonra ikincisi kırıldı. Çantayı arkaya yükledim. Bu seferde bisikletin dengesi bozuldu. Arka lastik bir kere daha patladı, ön çamurluk düştü. Bir yerde durduğumda da fark ettimki ön göbekte boşluk oluşmuş. Ne oluyor len dedim hepside bir günde olmazki kardeşim. Hava karardı. İlk defa karanlığa kaldım. Ne olursa olsun oğuzhana varacağım diye bağrıp yola devam ettim. Akşam 10 gibi oğuz han a varmıştım. Ekmek arası ciğer yiyordum. Tırcı arkadaşlarla da sohbet ediyordum.

Sabah gene tırcılarla beraber aynı zamanda yola koyuldum. Mary de ki Türkmen Türk okulunda Ahmet hoca beni karşılayacaktı. Bu okulda durmam şart olmuştu . Çünkü kırılan çantaya bir şeyler yapmam lazımdı. 80 km dengesiz bir şekilde yol almak beni iki kat yordu.Mary e vardığımda Ahmet hoca her konuda yardımcı olmaya çalıştı bana. Türkmen Türk okullarındaki misafirperverlik çok güzel. Burada açık hava sinemasında çocuklara ve gençlere projemin amacını anlatıp videoları ve fotoğrafları gösterdim. Hepsi çok etkilendi. Bu arada okulun demircisi aliminyumdan 4 kanca yapmıştı bana. Pk sağlam gözükmesede genede iş gördü. Sağdan soldan benim kancalarla da sıkıştırınca gayet sağlam olmuştu. En azından artık denge sağlanmıştı. Kendilerine buradan çok teşekkür ederim.

Mary den sonraki durağım Bayramali de ki Türkmen Türk okulu oldu iki şehir arasında pek bir fark yoktu fakat bu şehir Merw olarak da bilinir. Selçuklu imparatorluğunun Başkenti. Yusuf hoca bura daki gezilerde bana eşlik etti ve bilgi verdi. Arkadaşlar gördüklerimi görmenizi isterdim. Daha doğrusu göremediklerimi. Yahu koca şehir kumların altında kalmış büyüklüğünü ve genişliğini anlatmak zor. Tek bir arkeolojik kazı yok. Muhteşem bir hazine toprak altında. Bir yerde göçük olmuş bir evin parçasını ordan görebiliyorsunuz. O kadar güzelde korunmuş ki her şey. Neden diye sordum. Neden böyle bir hazine gün yüzüne çıkartılıp insanlığa sunulmaz ki. Görmeseniz bile o gücü hissede biliyorsunuz. Birkaç türbe gezdikten sonra Okula gerip dönüp sohbet ediyoruz. Sabahleyin de erkenden yola çıkıyorum.

Hedefim sınırın yakınında bir yerde kamp kurmak. Fakat rüzgar öyle bir esiyor ki tam karşıdan gitmek mümkün değil buna rağmen öğlene kadar 120 km yi geçmiştim. Çölün ortasında ilerliyordum yaklaşık 70 km dir hiçbir yapı ve ağaç görmemiştim. Aşkabat dan beri sadece kordinatımı veren GARMİN MARKA!!! Gps aygıtımda sadece sınırı kaç km kaldığını göre biliyordum. Kum fırtınası başlamıştı. Ağzım gözüm burnum her tarafım kum olmuştu biranda. Polimeks den aldığım kum maskelerinden bir tanesini hemen kullandım. Tamda bu sırada Çölün ortasında Ahmet’in cafe sine vardım. Ulan hayal mi görüyorum oldum 3 litre suyum kalmıştı. Tırcılarda vardı. Çay yemek su bir güzel karnımı doyurdum. Önüme bir defter koydu orda duran tüm turistler bu deftere not yazıyorlarmış. Hadi beeeee. Notları bir karıştırdım. Bu Malezyalılar 2 gün önümde çıktı. David ise sabah erken saatlerde geçmiş ordan haydaaa oluyorum hemen bende bir şeyler yazıp benden sonra geleceklere bana ulaşmaları içinde email adresi bırakıp hemen yola koyuluyorum herif hemen önümdeymiş. Tam yola çıkıyorum. Gitmemin imkanı yok göz gözü görmüyor. Her taraf kum. Orada ki tırcı arkadaşlardan birine rica ediyorum beni 30 km ötedeki Türkmenabat a atarmısınız diye. Bir tıra atlayıp 30 km araç da yol aldıktan sonra. Türkmenabat dan basıyorum pedala. Sınıra varınca kadar hiç durmuyorum. Ulan nerde bu herif bas bas yetişemedim bir türlü hava tam kararmaya başlamışken ben sınıra varıyorum. Kapılar kapanmış geç kalmışım. Kanadalı 1 saat önce geçti diyorlar sınırın öbür tarafında kamp atmış durumda. Tıra bındıgım o 30 km harıc gun ıcınde 186 km yol yapmısım. Adamı yakalıyacagız dıye kendımızden gectık genede yakalıyamadık. Gece cadırda uyurken kac defa kramp girdi bagırdım hatırlamıyorum. Yükle bırlıkte rüzgara karsı bu kadar kilometrenin fazla olduğunu anlamış oldum. Sabaha ağrım sızım pek kalmamıştı fakat sanırım bir daha bu kadar fazla km yapmayacagım. İsterse onumde bır ordu bısıkletlı olsun. Yalnız giderim daha ıyı valla.

Sabah uyandım. Sınır kapısının onunde tırlar ve ben sınırdan geçmeyi beklıyoruz. Beklıyoruzda ben motoru bozmusum. Yahu koca arazıde sımdı gıdıp nereye yapayım her taraf acık kabak gıbı kıcımızı gosterecek halımız yok. Caktırmadan kesıf gezılerı yapıyorum sınırın neresıne mayın bırakayım dıyede yok arkadas her yerden hersey gozukuyor. Saat zaten 8 de oldu. Calısanlar calısmayanlar sınırı gececek olanlarda gelmeye basladı. Altıma kacırdım kacıracagım. Gıttım kapıdakı askere acık acık su kapıyı benım ıcın acın yoksa altıma sıcacam az kaldı dedım. Bısıkletı parayı pulu bıraktım orda tuvaletı gosterdıler. Kosa kosa gıttım. Oh be dunya varmıs nıye daha once demedım dıyede kendıme kızıyorum.

1 saat sonra sonra gerı döndüm bu sırada tırlar gecmıs falan fılan. Tırcı alemının kralı şeklinde sahneye en son ben girdim :D.

Türkmenistan da yollar bozuk, hava sıcak, bankacılık yok, Internet var dıyorlar da o da yok, kurallar ve baskılar var, su yok, ve daha bır cok sey daha sayılabılır. Fakat insanı güzel kim ne derse desin ben köylerindeki o mısafirperverlıgı konukseverlıgı gordum yaşadım. Türk her yerde Türk. Bunu yol boyunca hissediyorsunuz ve mutlu oluyorsunuz. Ülke genel olarak çok ucuz. Ülkenın nerdeyse tamamı düzlük. Fakat yollar çok kötü. Tarihi ve turistlik yer sayısı kısıtlı. Avaza bölgesi bundan 10 sene sonra sanırım ancak turistlik bir yer olur.


Avaza – Türkmenbaşı: 20 Km

Türkmenbaşı –Belek: 80 Km

Belek-Balkanabat: 80 Km

Balkanabat – Kumdağ: 47 Km

Kumdağ – Bereket: 95 Km

Bereket - Serdar: 75Km

Serdar – Koç Köy: 35 Km

Goç Köy – Arçman: 72 Km

Arçman – Aşkabat: 147 Km

Aşkabat – Yaşlık: 52 Km

Yaşlık – Düşük: 142 Km

Düşek – Tejen: 40 Km

Tejen – Oğuzhan: 82 Km

Oğuzhan – Mary: 72 Km

Mary – Bayramali (Merv): 42

Bayramali- Özbekistan sınırı : 186Km

Türkmenistan Etabı toplamda: 1267 Km

Türkmenistan içinde Kaybettiğim kalori: 52000

Toplam tırmanış: 275 metre


Dünyanın En büyük 8. Çölü Kara-Gum Çölünü bisikletle geçmeyi başaran ilk Türk


Türkmenistan ülkesini bir ucundan diğer ucuna resmi olarak bisikletle geçen ilk kişi.



6 yorum:

  1. uzaktan gülümsüyorum....

    YanıtlaSil
  2. Türkiyeden ayırılırken bizde aynı duyguyu yaşıyoruz merak etme Gurkan senin ülkenide çok çekici bir ülke kesinlikle diyemem :)

    YanıtlaSil
  3. Gül, İnsanı ile, doğası ile havası ile herşeyi ile benim gördüğüm en güzel ülke TÜRKİYE. metre metre dünya gezsen ancak anlarsın :D

    Orta ve doğu karadeniz, Gürcistan , Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgısiztan bisikletle geçilmiştir. Çinde ikinci ayıma girdim pedallamaya devam ediyorum. Sırada Moğolistan, Rusya, Güney Kore, Japonya var. Durmak yok yola devam

    YanıtlaSil
  4. metre metre gezmeme gerek yok yeterince ülke gezyorum zaten.. evet o yüzden değil mi gelen yabancılar burda bitsinde gitsem modunda:D sen ancak anlarsın gözlük tak belki ancak o zaman anlarsın :D

    YanıtlaSil
  5. her ülkenin iyi ve kötü yanları var tabikide .. kendi ülkemide bir çok konuda eleştiririm. keşke şunlar olsaydı böyle olurdu bunlar olsaydı böyle olurdu çok demişimdir.. hep objektif bakmışımdır.. O mesajı 20 ağustosda yazmışım.. Güney Kore yazımıda oku benim.. ben ülkeleri tek kalemde incelemiyorum veya tek bir şehrini gezip ay bu ülke böyleymiş demiyorum bütüne bakıp objektif konuşuyorum..

    Düşüncelerinede saygı duyuyorum.. Seninde saygı duymanı bekler o gözlüğü iade ederim : )

    YanıtlaSil
  6. evet haklısın ama maalesef keşkelerle yaşamak zorundayız.. Yazılarını hepsini okudum.. ve ne demek istediğini anladım Güney Kore konusunda :)Objektif bakıyorsun ve beni anladın umarım sana açıklamama gerek yok sen anlarsın..Hepimiz için Vatan, Millet kutsaldır aslında hepimiz Türküz genel baktığım zaman hemen hemen kültürümüz aynı Istanbul hariç.. Yazılarında çok güzel anlatmışsın ve yazdığın kitabı okumak isterdim. Tabiki de senin düşüncelerine de saygı duyarım herkesin bakış açısı farklıdır sen bir insan üzerine değerlendirmiyorsun sonuçta. Tam anlatamadım sanırım Türkçem biraz eksik olduğu için kusura bakma.. Gözlüğü iade etmene gerek yoktu atabilirsin,ben yeterince objektif bakan biriyim :)

    YanıtlaSil