28 Mayıs 2010 Cuma

Turkmenistan (Turkmenbasi - Askabat )











Gemide zaman geçmediğinden bilgisayarda oyun oynayarak vakit geçiriyordum. Gece birde uyudum iki gibide önce çapanın çekilişi sonrasında motor sesleri ile uyandım. Limanda ki gemi çıkmıştı limana gidiyorduk. Bu saat de indirmezler diye düşünürken kapı çalındı. Hazırlan doktorlar kontrole gelecek sonrada ineceksin dendi. Yahu şans yok bende nerdeyse hiç uyumadım. Hazırlandım doktorlar geldi kontrolden geçtim. Eşyaları bisikletime taşıdım. Bisiklet hazır olunca da yük kısmından çıkıp gümrük bölümüne geçtim. Bu süreç epey uzun oldu.Saat sabah dört olmuştu.

Gümrüktekiler beni görünce şaşırdılar. Vize sorun olduğundan Bakü den bisikletli ile gelen çok az turist varmış. Ben cidden çok şanlı bir bisikletçiyim. Öğrendiğim kadarı ile Türkmenbaşın dan bisikleti ile başlayıp Farab’a kadar giden daha doğrusu buna izni olan ikinci kişiyim. Benden önceki grup Amerikalıymış. Diğer gelenler ise 5 günlük vize süresi dolduktan sonra yakalanana kadar yola devam ediyorlarmış. Yakalandıklarında da Özbekistan sınırına bırakılıyorlarmış ya da buradan trene atlayıp Özbekistan sınırına geçiyorlarmış.

Vizemi burada alacaktım. 1 aylık vizeyi dolu dolu kullanmak için fakat vize bölümü sabah 9 da açılıyormuş. Eh ne yapalım oturup bekledim. Bu arada oradaki askerlerde kayıtlarını incelediler. Neden mi? Daha önce Türkmenistanı baştan sona geçen sadece Amerikalılar olmuş. Onlarda Üç kişiymişler. Resmi olarak tek başına geçen olmamış. Benim ilk olacağımı söylediler. Onlarda mutlu oldu bende. Kendi ülkemde tarihe adımı yazdırmama çok var ama Türkmenistan da tarihe geçecektim.
Sabah 9 da vize bölümüne bakan memur geldi. 95 dolar vize parası 30 dolarda toprağa ayak bastı parası verdikten sonra pasaportumu almaya gittim. Vizeyi verdiler ama bir sorun vardı. Beni Türkmenistan da sahiplenecek bir Turizm firması gerekiyordu. Bunun sebebini inanın hala anlamış değilim. Yabancı şubeye gitmem söylendi. Türkmenbaşın da bir tane vardı.

Neyse sınırı geçmiştim sonunda pedallamaya başladım. Özlemişim yolda olmayı. Türkmenbaşı limandan 6 km uzaktaydı. Şehir merkezine vardığımda yabancılar şubesine uğradım. Orda bana turizm şirketi bulmaya çalıştılar. 3 gün içinde bu işlemi yaptırmam gerekiyordu yoksa ceza yiyorsun. Elçiliği aradım. Elçilikte bu şekilde kayıt yaptırmadan ülkeye nasıl girdiğime anlam veremedi. ‘’ Gürkan bey siz bu ülkeye nasıl girdiniz almamaları gerekiyordu size o kayıt yapılmadan. Zoru başarmışınız. Hemen trene atlayıp Aşkabata gelin kayıt işlemlerini oradan yaptıramazsınız’’ Ben 1 aylık vize almışım. Gemiden başka bir araca bisikletimi koymamışım. 645 km lik yolu bisikletimi trene atarak gideceğim öyle mi? Hahah. Telefonu kapadım. Yabancı işler şubesi önce gümrüğü aradı hakkımda detaylı bilgi aldı. Sonrasında Balkanabat da ki Balkan Seyahat acentası arandı. 2 saat lik bir trafik görüşmesi yapıldı. Bu arada Aşkabat da arandı. Yabancı şubedeki görevli ‘Gürkan bey şehirden ayrılmayın, kalacak bir yer bulun halledilecek yorgun gözüküyorsunuz’’. Valla doğru söylüyordu. Kendisinden şehir hakkında biraz bilgi aldım. Kendisi de Ankara ya sık sık geliyormuş. Telefon numaramı verdim gelince mutlaka ara misafirim olacaksın dedim. Çok çabaladı ve uğraştı. Madem aranacaktım, kalacak yer bulayım dedim.

Şehrin içinde bisiklet sürmeye başladım. Hava çok sıcak, uykusuzum, açım nereye gittiğimi bile bilmiyorum. Yolda alt yapı çalışmaları yapılıyordu . Her yer toz topraktı . Tam iş sahasının yanından geçerken kazıcıdan bir korna geldi. Şöför elini kaldırmış bana hayretler içinde bakıyor. Araçtan inerken ‘Toprağam bana Türkiye den bunla geliyorum deme ‘ dedi. Gülmeye başladım. Derken çalışan herkes işi gücü bıraktı. İşi yapan Türk Firması Polimeks çıktı. Hemen bir kola alındı marketten başlanıldı sohbete. Hikayemi anlattım. Heycanla dinlediler. Gurur duydular. Alan sorumlusu Özcan ‘ Abi senle gurur duyuyorum Türk Bayrağını arkanda taşıyarak bu topraklarda geziyorsun helal olsun sana’ diye bağırıyordu. Çevresindeki Türkmenlere de gururla beni gösteriyordu. Hemen şantiye şefini Mehmet beyi aradı durum anlatıldı bana oradan yer hazırlandı. Gideceğim zaman beni bisikletimle Türkmenbaşına bırakmak kaydı ile servise bindirildim. Şantiye ye gidildi. Şantiye şefi Mehmet bey beni karşıladı. Hemen odamı gösterdi. Klimalı sıcak suyu akan güzel bir oda. Kirli kıyafetlerim için bir kadın kapıda bekledi. Duşumu aldıktan sonra öğlen yemeğine indim. Allahım dünya varmış ya. İyi ki Polimeks firması buradaymış dedim. Bu arada yeni insanlarla tanışmaya da devam ediyordum. Neşet ve Aykut adında iki arkadaşla tanıştım. Aykut haritacı, aklıma Enes geldi. Ah ulan Enes sende olsaydın da beraber yol alsaydık. Kendisinin de motoru varmış. Onla buralara hangi yoldan gelmek daha iyi olur diye düşünürken ben çıkıp gelmişim. Gürcistan ve Azerbaycan yollarının yapım aşamasında olduğunu söyledim. İran üzerinden Aşkabat’a gitmek daha mantıklı. İran’ın yollarının gayet iyi olduğunu yabancı gezginler hep söyler . Bizim gibi gezginler için kullandığımız vasıtaların mekanik ve yedek parça sorunları hayati önem taşıyor. O yüzden yolun durumu cidden önemli. Özellikle Asya bölgesinde neyi nerden bulup kime yaptıracaksınız?



Türkmenistan da ki ilk önceliğim güneş kremi bulmaktı. Hangi Dermanhane’ye baksam (eczane ama bu dermanhane adı hoşuma gitti :D ) yok. Yahu böyle bir ülkede nasıl yok? Kadınların çoğu uzun ince elbise giyiyor sanırım o yüzden yok . Diye düşünmeye başlamıştım ki Pazar alanında tezgahlarda bulabileceğim söylendi. Yarın şehre uğrayıp alırız dedik.

Ertesi gün eksikleri tamamladım. Mehmet bey Polimeks firmasının Türkmenbaşın’da yaptığı kanal ve havalimanı projesini bana yerinde gösterdi. Kanal projesi tam bir mühendislik harikası. Hazar denizinden suyu alıp kot farkı olan kanala filtreleyip pompalıyorlar 7 km uzunluğundaki bu kanalda denize giriliyor ve çevresinde bir dolu restoran spor merkezi mevcut. Avaza dedikleri bu bölgeyi Türkiye nin Antalyası yapmaya çalışıyorlar. 100 den fazla otel planı mevcut 6 otel yapılmış. Fakat bir sıkıntı var. Çölün ortasına yapılan bu muhteşem proje için insan gerekli. Etrafta insan yok ki?


Eee turizm desen ülkede bir çok yasak var giriş zaten sıkıntılı çölün ortasına turisti çekmek için bir cazibe lazım tamam bu kanal projesi süper ama yetmez ki. Birde dikkatimi çeken şu oldu 14 km boyunca birer metre ara ile çam ağacı dikmişler. Hazar denizinin yanında çölün ortasında çam ağacı. Yarısı kurumaya başlamış bile. Amaç çam ormanı yapmak. Tutmaz ki. Peyzajcıya helal olsun dedim. Sonrada tesadüf eseri tanıştık Trabzonlu çıktı. İbrahim canım kardeşim hadi ben kalktım Japonya ya bisikletle gidiyorum bir oluru var. Ama sen çöle çam dikmişin nasıl olacak bu?. İbrahim ve karısının ( ki adını bana söylemeyi unuttu yoksa onu buraya yazmaz isem üzüleceğini de dile getirmişti) yeşillendirme çalışmasına bakınca muhteşem iş çıkartmışlar çölde ancak bu kadar olurdu dersiniz.. Cumhurbaşkanı istemiş. Türkmenbaşı istediyse olacak önemli değil diyor kurudukça yenileri dikiliyormuş. Bende neticeyi seneler sonra öğrenirim dedim.

Yabancılar şubesinin girişimleri sonucunda bir telefon geldi. Nerde olduğum öğrenildi Balkanabat dan bir yetkili yola çıktı. 180 km yol alıp benim yanıma şantiye ye geldi Pasaportumu istedi. Vizeme baktıktan sonra bir aylık kayıt damgasını vurdu. Tam ben ne kadar vereceğim diyecektim ki, Başbakanın yaptığım bisiklet seyahatinden haberdar olduğunu ve ülkede ki tüm otellerde indirimli kalabileceğimi söyledi. Yol boyunca da herhangi bir sorunla karşılaşırsanız lütfen beni arayın dedi. Şimdi oda da ki tüm çalışanlar ve ben şoktayız. Peki bunun ücreti nedir dedim. Siz misafirsiniz Balkanabat da sizi bekliyoruz iyi yolculuklar diyip çıktı. Çıktıktan sonra Mehmet abi KGB ajanı olduğunu söyleyip noktayı koydu ama yapılan çalışmaya o da şaşırdı.

Elçilik telefon açtı Aşkabat trenine bindiniz mi diye. Durumu kendilerine anlattım hangi birim aracılığı ile buları yaptırdınız diyor. Elçiliğinde durumdan haberi yok. Ne olup bitiyor onlarda anlamadı. Şu durumda birimin adı Gürkan Genç. O kadar : ). Olaylar nasıl gelişti ne oldu bende anlamadım ama her şey hal olmuştu.

Sabah Türkmenistan a giriş yaptığım noktaya beni bıraktılar. Türkmen şöförler Mehmet abi ye önünde dik bir rampa var bu bisikletle orayı çıkamaz diyorlar. Rampa mı var abi Karadeniz den beri görmedim inşallah iyi bir rampadır düz yolda gitmekten valla sıkıldım diyince gülüyoruz. Vedalaşıp yola koyuldum.

Yolun hemen başındayken güneşin yakıcılığını hissettim. Hemen durup kremi sürdüm. Bir süre daha gittim anladım ki bu güneş faktör falan dinlemeyecek beni kavuracak. Rüzgarlığın kol bölgesini çıkardım onu gecırdım üstüme böyle daha iyi oldu hem kolları korunmuş oldum hem de bu kıyafet çok başarılı oldu. Sadece kollarımı örtüyor ve her tarafından nefes alıyor.

Dedikleri rampaya geldiğimde hayal kırıklığı yaşadım eğimi %7 olan yarım kilometrelik bir yerdi. Sonrasında 80 km boyunca dümdüz bir yolda pedal çevirdim. Bunu yola çıkmadan önce biliyordum. Türkmenistan rotasını çıkartırken dıkkatımı cekmıstı hıc yukseltı yoktu ülkede Pedalı vurduğun gibi bisiklet giderdi. 1440 km de böyle gidilmez ki. Uykusu gelir adamın, zaten sıcak fena yapıyor. Ulkede ıneklerın yerını develer aldı. Öyle başı boş arazide geziniyorlar. Bu çöl kumunu ben hayatımda ilk defa görüyorum. Birinci sınıf plaj kumu. Yani Türkiye de sahil şeridine sermek için aranan kum burada istemediğin kadar var.
Su,makarna, nutella, pilav, konserve balık, zeytin, çorba her şey mevcut yanımda ama bir ekmek almayı unutmuşum aklımdan tam keşke marketten alsaydım dedim. Ben bunu düşünürken arkadan geldiğini duyduğum kamyon yanımda yavaşladı kafamı çevirdim, şöförün yanındaki adam bana ekmek gösteriyor. Şaka dedim ya cidden şaka olmaz yaa. Serap serap, çöldeyim ya. Yemin ediyorum arkadaşlar 10 saniye geçmemişti bu ekmek olayını düşündükten sonra ortaya çıkı verdiler. Demek ki bu çölde kanunlar böyle işliyor. Bir sonraki dileğim bir otobüs dolusu bikinili Türkmen kızlar oldu. Onlarda hemen kamyonun arkasında belirdi . Neyse şimdi ekmeklerde gitmesin, isterim işareti yaptım. Kamyon önümde durdu. İki Türkmen indi araçtan bana bir bardak soğuk ayran verdiler ( deve sütünden yapılan ÇAL) ikide ekmek verip yollarına devam ettiler işleri olduğundan durup sohbet edemediler. Allah razı olsun dedim . Biliyorum sende benle yol alıyorsun hoşuna gidiyor macera.

Hani gölgeliğe çekip kendime yemek hazırladım demeyi çok isterdim fakat ağacı geç tek bir yapı bile yok alanda. Güneşin altında yaptım kendime ekmek arasın ton balık üstüne de bir tane snickers yedim tamam yola devam. Akşama kadar 80 km yol aldım Belek kasabasına varmıştım.Tırcıların araçları görünce aha dedim kankalar hemen bende o alana girdim. Güzel bir Türkmen lokantası. Kocaman bir dut ağacı altına geniş çardaklar kurulmuş rüzgar serin serin esiyor. İranlı birkaç tırcı vardı. Nerden geldin nereye gidiyorsun muhabetlerinden sonra mekanın sahibi dut ağacının serin bir köşesinde çadır kurabileceğimi söyledi. Süper olmuştu bu hiç vakit kaybetmeden oradaki minik çocuklarla çadırımı kurdum. Onlarda benim orda kaldığıma sevinmişlerdi. Hem Türk oluşum hem de bisikletle gelmem değişik bir sevinç yaratmıştı bu çocuklarda. Bisikletin üzerindeki yükleri indirdikten sonra bisikleti çocuklara verdim binmeleri için köydeki her çocuk bisiklete binmek istiyordu. Bende onların bisikletine bindim . Sonrasında elimi yüzümü yıkayıp çadırıma girip üstümü başımı değiştirdim. Çok fazla tuz kaybetmiştim kıyafetlerden belli oluyordu. Çadırı bir düzene soktuktan sonra dut ağacının altındaki serinlikten kendimden geçmişim nasılda güzel uyumuşum anlatamam. Uyandıktan sonra yöresel bir yemek yiyim dedim.


Mantılarını övdüler bende ondan istedim. Mantılarında yoğurt yok, biraz yağlı etleri kocaman hamuru da enlemesine açmışlar baklava görüntüsü var. Tadı süper . Bir porsiyon mantı 4 manat yani 2 Lira ediyor bizim paramızla .

Evet ülke bizim ülkemize kıyasla çok ucuz. Mesela benzinin litre fiyatı yanlış hatırlamıyorsam 90 kuruş. Bu ülkede halk doğal gaza, elektiriğe para vermiyor bedava. Devlet gene araç sahibine yılda belli bir oranda benzin veriyor. Vergi diye bir şey yok . Ülkede yaşan herkesin kendine ait bir bağı bahçesi var. Okul sayısı az fakat okula giden sayısı fazla. Halkı iş arıyor ama iş alanı yok petrol ve gaz var o da yabancıların elinde. Yemekleri güzel fakat kara sinek çok. Irk olarak çok güzeller. Hep konuşulur duymuşuzdur. Türkmen Kadınına bakmaya doyamazsınız o kadar güzeller. Evlenmeden ülkeden çıkmam lazım diyorum. Bu ülkede yabancılar Türkmen bir kadınla birlikte olamazlar sınır dışı edilirler yasak. Türkmen bir kadınla evlendin diyelim. O kadının 30 yaşına kadar ülkeden çıkması yasak. Çıkacaksa ciddi bir para veriyorsun devlete. Restoranda ve dışarıda sigara içmek yasak ancak evinde içebilirsin. Gece 11 den sonra yabancıların sokağa çıkması yasak. Ülkede kredi kartı kullanımı yok bunu biliyordum ve ATM de yok bunu bilmiyordum. Parasız kaldım Western Union dan para transferi ile ancak para alabiliyorsun. Salı günleri resmi tatil. Pazartesi günleri de her yer akşam dört de kapanıyor resmi tatil öncesi olduğundan. Halkı şimdiye kadar çok konuksever. Bazı iş güzarlar turistim diye kazıklasa da genelde insanı iyi. Hava koşulu bakımından çok sıcak. Arada bir geçiş dönemi yaşamadım. Yağmur çamurdan, bildiğin çöl iklimine geçtim. Hani serin serin pedallama durumum olmadı .

Sabah olunca pılımı pırtımı topladım. Erkenden yol aldım. İstikamet Balkan eyaletinin büyük şehri Balkanabat. Yol düz araç sayısı çok az. 60 kilometre boyunca yerleşim yeri görmedim. Yanımda 10 litre su taşıdığımdan dolayı artık pek telaşlanmıyorum. Ne olursa olsun o su tanklarının hepsini yerleşim yeri gördüğümde ağzına kadar dolduruyorum. Çölde gitmek sakat bunu fark ettim. Ulan at sırtında burayı geçmek daha rahat valla. Bizim demir at yoruyor sıcakta.

Bu arada buranın hattını aldım o sayede cep telefonundan internete girebiliyorum çektiği alanlarda. Facebook a yazıyorum . Başka bir siteyi de açamıyor. Benim İstanbul da ailesini ve kendisini çok sevdiğim dostum Emre Arıkan (Piç EMRE deriz ) facebook dan mesaj atıyor. Koyu Galataraylıdır. Fener şampiyon oldu tebrikler sende orda bir kutlama yap diye. Son maçlara kaldığını biliyordum ama iletişim olmadığı için ve sadece yola konsantre olduğumdan unutmuşum. Cidden mi ? diye soruyorum. Sana link gönderiyorum bak kutlamalara diyor. Len angut çölün ortasında tek başıma gidiyorum tabiri caizse sıcaktan götümden soluyor durumdayım. Allah dan bunları genelden yazıyor da Fenerli dostlarım hemen olaya müdahale edip durumu anlatıyorlar yoksa bir sevinç gösterisi videosu da ben hazırlıyordum. Lakabına uygun adamsın ne diyeyim sana. Çin de görüşürüz.



Asfaltın üzerine çarpan sıcak ufukta görüntüyü hayal meyal bir şey durumuna getiriyor 55 km gitmişim 5km sonra yerlesım yerı oldugunu gps de görüyorum. Orası gözükmeye başladı. Gps olmasaydı sanırım sevinç çığlıkları falan atardım .. Dzhebel şehri Balkanabat a yakın olduğundan Belek e göre daha iyi bir durumdaydı. Öğlen vakti buraya vardığım için kendime dinlenecek ve yemek yiyecek bir bakınmaya başladım. Bu şehirde ya çok okul vardı ya da var olan okul çok büyüktü her yer öğrenci dolu. Kızların giydiği fıstık yeşili uzun entari en çok dikkat çeken şey şehirde. Kaldırımlar tamamı ile yeşil. Erkek sayısı çok az. Hepsi bakışıp bana gülüyor. Marketin birinde durunca başıma toplandılar. Nerden geldiğim nereye gittiğim soruldu. Türkmen – Türk okulu varmış şehirde. Okula çağırdılar. Hemen karşı taraftaydı. Öğlen saati olduğundan herkesin yemekte olduğu anlaşılıyordu. Şimdi okula girersem çıkamam diye başka zaman diyip bir restorana kendimi attım.

Yemekten sonra yoluma devam ettim. Balkanabata 20 km kalmıştı. Benim için gorevlendirilen arkadasın adı Arslan dı. Telefon acıp sehre girdiğimde kendısını aramamı söyledi. Bende aynen öyle yaptım. Şehre girdikten sonra bulunduğum noktayı söyleyip bekledim. Arabası ile geldi ve kalacağım otele kadar bana eşlik etti. Yolda Türk bayrağını gören herkes sohbet etmeye çalıştı ama ben aracı gözden kaçırmamak için pedalladım. Nasıl olsa bir gün buradaydım şehirde gezerim dedim. Otele vardık. Hemen bir bankamatik bulmam lazım dedim çünkü nakit param bitmişti. Bankamatik yok dediler . Neeeeeeeeeee. Nasıl ya? Kredi kartı kullanmadığınızı biliyorum da bankamatik nasıl yok ? Eee peki posta yolu ile size havale çıkarılıyor mu? O da yok dediler. Western union dan havale yaptırın dendi. Yerini sordum. Akşam dört olmuştu ıyı yetısırız dedım. Araca atladık. Bankaya gittik. Western unıon kapalıydı. Neden? Çünkü Salı günleri resmi tatil olduğundan pazartesileri dört de kapatıyorlarmış süpeeer.. Çarşambaya kadar kaldım burada. Çarşamba günüde gittiğimde tarih 19 mayısdı bu seferde bizde resmi tatilde . Bomba gibi oldu. Tur programında biranda 60 km geriye düştüm. 3 gün yol aldım mı kapatırım. Fakat ben bu farkları başkentler için kullanıyordum. Neyse Allahtan otel konaklaması ucuz. Balkanabat da ki tek otel ve 5 yıldız. Geceliğim 15 dolar :D.. bir öğün yemekte tıka basa ye 10 Tl yi geçmiyor. Geceleri de kalabalık discosu olan bir otel.. Yapacak bir şey yok tatil zamanı.

Bu ülkelerde yol alırken Türkçenin yanı sıra Rusça da bilmek şart. İngilizce hiçbir halta yaramıyor. Bilen yok. Ertesi sabah kahvaltıdan sonra çıktım sokaklarda yürüdüm fotoğraf çektim. Bir Türkmen evine misafir edildim yemek yedirdiler. Kızlarını tanıştırdılar. Akşama da bekleriz dendi ama Lokum ve çiçekle gel dediler. Şaka şaka haha ama durum ona doğru gidiyordu. Türkçe konuşurken Rusçaya dönüyorlar araya Rusça kelimeler koyuyorlar ben hiç bir şey anlamıyorum. Yahu kardeşim madem ağustos ayına kadar Rusça’nın konuşulduğu ülkelerde yol alacağım çalışmalara başlayalım
Kural bir dil dile değmeden yabancı dil öğrenilmez. Demek ki ne yapacağız. Disco yu ziyaret edeceğiz. Kural iki Nokia ya hemen bir Türkçe Rusça sözlük yükleyeceğiz. Bu aşamaları geçtikten sonra önümüzdeki aylarda temel gıda maddeleri isterken veya sınır kapısıydı polisti elçilikti ya da herhangi bir yardımda en azından vucut dilinin yanına yardımcı kelimler de kullanabileceğiz. Kararları aldıktan sonra çalışmalara başladım.


Şehirde gezilecek görülecek yer yok. Ne bir müze ne bir tarihi yer. Ya da ne bilim güzel yapı. Hiç bir şey yok. Klasik Rus dönemi bloklar ve birkaç havuz var o kadar.
Perşembe gününe kadar otelin içinde vakit geçirdim. Leyla adında bir rus arkadaşım oldu . Dil çalışması yaptık. Ben ona öğrettim o bana. Rusça konuşması zor değil fakat yazması biraz zor. Onu öğrenmek içinde adam akıllı eğitim almak şart . Perşmebe sabah erkenden paramı bankadan alıp yola koyuldum.

Kısa bir mesafe gidecektim o yüzden biraz geç çıktım. Kum-dağ kasabasına gidiyordum. 47 km lik bir mesafedeydi. Bir sonraki gün çölün ortasında yol alacağım için iki kasaba arasındaki en yakın mesafeden yola çıkmak en mantıklısıydı. Yol gayet iyidi. Hava kapalıydı. Hatta bir ara yağmur bile yağdı. Kumdağa 10 km kala bir polis memuru beni görüyor . Biraz muhabbet ediyor şehir içinde yol polis karakolunun yanına çadır kurabileceğimi söylüyor. Bende şehre vardığımda o karakolu buluyorum. Kumdağ enteresan bir köy. Herkesin bahçesinde petrol kuyusu var . Devlete petrol çıkartıyorlar . Yol polısının yanına gıdıyorum. Bana kamp atacagım yerı gosterıyorlar. Elımı yuzumu yıkıyorum cadırımı kuruyorum yerlesıyorum. Aksama doğru birileri cadıra vuruyor dışarı çıkarmısınız diyorlar. Çıkıyorum takım elbiseli biri diğeride spor kıyafetli. Yabancı şubeden geliyoruz pasaportunuzu görebilirmiyiz dediler. Dışarı çıktım. Pasaportumu verdim. Türkçeyi pek iyi konuşamıyorlardı. İngilizce biliyormusunuz dendi evet dedim . Başladık konuşmaya. Sırası ile ne amaçla bu ülkeye geldiğim öncesinde hangi rotayı izlediğim soruldu. Fotoğraf makinesinin içindeki fotolara, çantalarıma bilgisayarıma içindeki bilgilere ve yazılara baktılar. Birkaç fotoyu silmem istendi. Kendimi savunmak için kullandığım ekipmanı görmek istediler. Hangi sporlarla uğraştığım. Savunma sporlarından hangilerini bildiğim soruldu. En son olarak da Gps ile yol izi tutuyor musunuz sorusu geldi. Gps e bakıldı o sırada sadece harita modu açıktı izler gözükmüyordu. Bende hayır dedim. Yoksa onları da sildireceklerdi o bilgiler benim resmi olarak bu yolu bisikletle aldığıma dair kanıttı. Ben onları sildirmem veya kimseye vermem. 1 saat den fazla bir süre sorguya çekildim. Sonra teşekkür edip gittiler. Bende çadırıma dönüp yemeğimi yaptım.

Bu kamp attığım alanın tam ortasında polis binası mevcut. Arka kapısından çıktıktan 25 metre sonra tuvalet mevcut. Ön kapısından çıktıktan 30 metre sonra kuyu var. Bu kuyudan çıkan sudan içtiklerini ellerini yüzlerini yıkadıklarını söylediler. Bende elimi yüzümü o suda yıkadım. Baktım hepsi içiyor bende bitmiş olan 5 litrelik bidonumu bu suyla doldurdum. Yarın lazım olacaktı.

Sabah erkenden yola çıktım bu çölü biran önce geçmeliydim. Başlangıçta hava çok güzeldi. Bulutlu ve hafif bir esinti vardı . Sabah 10 dan sonra rüzgar şiddetini arttırdı tabi gene karşıdan ve bulutlar yok oldu güneş belirdi. Abovvv dedim bu saat de bu kadar yakıyorsa öğlene hapı yuttuk belli. Yoldan araçta geçmiyordu tek başıma yol alıyordum. Öğlene doğru karnım acıkmaya başladı. Ciddi bir su kaybı da vardı. Yandaki yapım aşamasında olan yola geçtim . Çadır altına sermek için aldığım bezi bisikletin bir ucuna bağladım öbür tarafınıda yüksek kum tepesine koyup üstüne taşlar yığdım. Kendime gölgelik yarattım. Tencere ocağımı çıkarttım makarnayı yapıyorum. Su karakolda doldurduğum suyu kullanayım artık dedim. Kapağı bir açtım. Etrafı sidik kokusu aldı. Süper dedim. Alt yapı sistemleri olmadığı için bu şehirlerde kuyu suyuna karışmış sidikler boklar. Enes demiştin ya kendi suyunu olmadı arıtır içersin diye. Ben kendiminkini değil kasabanınkini arıtıp içtim gayet de güzeldi hahaha. Ulan iyi ki almışız şu arıtma olayını yahu. Makarnayıda o sudan yaptım. Misss.

Karnım doydu suyumu arıttım tekrar yola çıktım. Bu çöl yolculuğu aynı zamanda Moğolistan da yol alacağım gobi çölü öncesinde iyi bir antreman oluyordu. 100 km yolda nerdeyse 10 litreye yakın suyu kullandım. Bu şu demek oluyordu. Az kullandığım ve ilerde risk yaratmayacak malzemelerin bir kısmını bırakmam gerekiyordu. Su kapasitesini 15 litre veya 18 litreye bir şekilde çıkarmam lazımdı.
Uzun ve yorucu bir yoldan sonra bir tane ağaç gördüm ilerde. Oh be sonunda dedim gölgesinden yararlanacağım bir ağaç. Yaklaştıkça fark ettimki kapılmış :D. Bir aile altında piknik yapıyor haha ulan koca alanda bir ağaç be yuh. Hemen arka tarafında Balkan Cafe yi görünce hah dedim. Su tanklarını dolduracak yer çıktı sonunda oh be. Biraz oturdum soluklandım . Buz gibi bir Çal içtim bir şeyler yedim orda oturan Türkmenlerle sohbet ettim. Tam kalkıp hesabı ödeyeceğim benden önce kalkan Türkmen aile benim hesabımı verip gitmiş. Teşekkür bile edemedim. Beni tebrik etmişlerdi.
Yola devam edip Bereket şehrine yaklaşırken Net Yapı firmasının çalışanları beni gördü ve şehirdeki şantiyeye davet ettiler. Net Yapı Türkmenistan da ki tüm köprüleri yapan firma. Şantiyede Yemek yedim , duş aldım ve kıyafetleri yıkadım. Burada da bolca sohbet edildi hem Türkiye hem Türkmenistan hakkında konuştuk. Sabah da tüm eksiklermi tamamlayıp beni uğurladılar.

Bir önceki gün o sıcakta keşke yağmur yağsa demiştim. Sabah yola çıkarken bulutlar gök yüzünü kaplamıştı. Yaklaşık 25 km sonra yavaş yavaş yağmaya başladı. Çölde yağmur yağsa ne olurki. Hemen kururdu. Su geçirmez kıyafetlerimi çıkarıp giymeye tenezzül bile etmedim. Ama biranda o yağmur bir bastırdı. Giyinmeye kalksam olmaz çantalara su girer. Saklanmaya çalışan nereye saklanacaksın koca alanda gene bir ağaç yok ki. Gözlükleri çıkarttım çünkü yağan yağmurun şiddetinden önümü bile görmüyordum. Hızlanmaya başladım belki ilerde sığınacak bir yer bulurum diye biranda zincir kırıldı. O hızla spd ler yerinden çıktı diz kapağımı gidona çarptım dengemi kaybetmeden hemen durdum. Yağmur öyle bir yağıyor ki zincir yolda gözükmüyor. Olacak iş mi şimdi bu. Alet takımlarını çıkardım. Baklalardan biri kayıptı . O yağmurda o ince pimleri yerinden çıkarmak ve geri yerine takmak nasıl zordu anlatamam arkadaşlar. Pimi göremiyorum bile. Bir şekilde yaptım. Çantaları tekrar yerleştirdim her şey çamur içindeydi. 5-6 pedal çevirdim gene kırıldı. Yağmur daha da şiddetlenmişti. Bir daha yaptım gene kırıldı. Yapacak bir şey yok o sıra araç geçseydi kesinlikle binmiştim o araca tabi beni o halimle almazlardı ya neyse. Yağmurun altında yolun kenarında bekledim. Ne yapayım görmüyorum neyi nasıl taktığımı niye kırıldığınıda anlamıyorum. Demin kum tepeleri ile dolu olan yan tarafımda bir nehir oluşmuş önüne ne gelirse katıp götürüyor . Çölde kaç kişi sel görmüştür. Yağmur şiddetini azalttı ve yavaş yavaş hava açılmaya başladı aynı zamanda deli gibi rüzgar esiyordu. Çamurlu, ıslak bir halde yere çömeldim zinciri en baştan yaptım. Bu sefer olmuştu. Yan tarafımdaki görüntüyü karaleyip yola devam ettim. Açan hava neticesinde dediğim gibi serdar a varan a kadar üzerimdeki kıyafetler kurumuştu. Burada da Net yapının Şantiyesine gittim. Şef Hamit kendi evinde misafir etti beni. Özkan, Orkun ve Emre’nin içtenliği ve muhabbeti de günün yorgunluğunu unutturdu. Hepsinine buradan çok teşekkürler. Ertesi gün bisikletin bakımı ile ilgilendim ve yola geç çıktım. 35 km kadar yol alıp Serdarın yakınında ki Goç Köyde konakladım. Yöre halkı beni hemen misafir etti. Bir kuzu kesildi. Afiyetle onu yedim. Akşama da Toy (Kına Gecesi) varmış oraya götürdüler beni. Çok güzel anılarla ayrıldım bu köyden. Muhteşem kareler vardı. Kızlar ellerinde poşetlerle dans ediyorlar . Erkekler dans etmiyor ne zaman kendi yerel şarkıları çalarsa o zaman dans etmeye başlıyorlar ve kızlarda ellerindeki poşetleri gönüllerini kaptırdıkları erkeklere veriyorlar. Ben mekana biraz geç gittiğim için o poşetlerden alamadım. Yoksa kalmıştım bu köyde. Bir dahaki Toy geceme önden gideceğim .

Sabah köyden ayrılmadan bana keçi sütü ısıtmışlar onu içip yola öyle çıktım. Hava kapalıydı fakat yağmur yağacak bir hava yoktu. Sıcak, bunaltıcı bir havaydı. Rüzgar gene karşıdan esiyordu . Nefes alırken ciğerlerime sıcak hava girdiğini hissediyordum. Hava kapalı olduğundan kollarıma geçirdiğim rüzgarlığı çıkardım. Ben o rüzgarlığı güneşten korunmak için giyiyordum. Hedefte Arçman vardı. Bu şehre ulaştıktan sonra yol otobana dönüyordu.Belekten sonra özellikle Bereket şehri ile Serdar şehri arası yollar çok kotuydu.
Rüzgardan dolayı kum tanelerinin tenime çarptığını hatta terden yapıştığını rahatlıkla görüyordum. Yaklaşık bir 20 km sonra yanımdan iki Türk tır korna çalarak geçti. 5km daha gittikten sonra görüyorum iki Tır kenara çekmişler Sofrayı kurmuşlar. Bende yanlarına yanaştırıyorum Tırı. hah selam kaptan diyip beni beklediklerini ekliyorlar. Beraber sabah kahvaltısı yapıyoruz. Tava da yumurta , reçel bal, domates, zeytin oh mis gibi. Kazakistan’a gidiyorlarmış. Dönüşte büyük ihtimal beni gene yolda göreceklerini söylüyorum bu seferde öğlen yemeği yeriz diyorlar. Yemekten sonra hep beraber yola koyuluyoruz.

Yolda birkaç defa sitemkar video çekiyorum rüzgarla ilgili. Çünkü artık sinirlerim bozluyor. Rüzgarın kulağımda bıraktığı uğultu baş ağrısı yapıyor. Saat 6 ya yaklaştığında Arçman girişindeki bir köy e giriyorum. Maksat birinin bahçesinde kamp atmak ve köylülerle muhabbet. Fakat köy halkı bana öyle bir bakıyor ki sanki uzaydan gelmişim gibi. Türküm diyorum konuşan yok. Birkaç kişiye sormama rağmen kimse beni bahçesine almadı. Bende çıktım şehirden. Arçman Yakınlarında bir benzin istasyonunun yakınlarında çadır kurdum. Bu arada bu benzin istasyonu yolda gördüğüm 3. Benzin istasyonu . Gece çok rüzgarlı geçti doğru düzgün uyuyamadım . Sabah da kahvaltı yapacak ekmeğim olmadığından uyanır uyanmaz yapacağım ilk iş şehir içinden ekmek bulmak olacaktı. Onun yerine şehrin içinde Türk firması buldum. Sabah kahvaltımı bu Türk firmasında yaptım. Benim erzak ihtiyacımı da tamamladılar. Bugün rüzgar arkamdaydı uzun bir aradan sonra. Yol boyunca hızım ortalama 30 km üstündeydi bazı noktalarda 45 hatta 52 km hıza bile ulaştım. Bu rüzgar sayesinde tur rekorumu da kırmış oldum. Gün içinde 147 km yaparak Aşkabat da ki Polimeks kampına ulaştım. Burada beni Bülent bey karşıladı. Yorgunluğum çok belli oluyordu sanırım hemen beni yemeğe aldılar. Ardından da kalacağım odayı gösterdiler. Sağ olsun menderes çok ilgilendi. Ve benim için kısa süreli bir tatil dönemi başlamış oldu. Türkmenistanı yarılamıştım . Geriye 650 km kaldı …

Suanda Polimeks firmasinin Askabat da ki Santiyesinde kaliyorum. Cocukluk arkadasim Aydin daha once burda calistigindan onun burda ki arkadas grubu ile sehri geziyorum/ Sagolsun Selim cok ilgilendi. Askabat da ki anilar ve geriye kalan sehirlerde basimdan gecenleri bir sonraki yazimda anlatacagim simdilik herkese selamlar

6 yorum:

  1. Yazmaya devam usenme sakin, bunlar harika anilar, okudukca oradaymisim gibi oluyorum ben :)) Col kaplani oldun iyice bu arada :))

    YanıtlaSil
  2. Selam Gurkan ben Gül Türkmenistanlıyım Türkiyede üniversite okuyorum beni tanımıyorsun tessadüf okudum yazılarını çok güzel ayrıca o kadar güzel anlatmışsın ki sanki memleketimdemiş gibi hissettim kendimi çok güzel. gördüğün gibi küçük ve güzel ülke çöllere kumlara Vatanıma kurban olurum canım ciğerim Türkmenistanım:) spasibo çto napisal zdorovo o to çto tı puteşestvuyeş velosipedom prosto klass bu arada öğrenmişsindir rusça az çok umarım anlarsın:)

    YanıtlaSil
  3. Gül senin ülken benim için özel bir ülke . Nedenini kitabımda dile getireceğim :) teşekkürler

    Orta ve doğu karadeniz, Gürcistan , Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgısiztan bisikletle geçilmiştir. Çinde ikinci ayıma girdim pedallamaya devam ediyorum. Sırada Moğolistan, Rusya, Güney Kore, Japonya var. Durmak yok yola devam

    YanıtlaSil
  4. gurkan kardeşim valla cok guzel , cok samimi anlatmışsın ben turkmenistanlıyım, bahsettiğin dzhebelde oturuyorum. italyadayım şu an , ve burdayken bunları okumak guzel. sana da yolculugunda başarılar diliyorum

    YanıtlaSil
  5. Shirgo Bairamov Türkmenistan'da buraya aktardıklarımdan çok daha fazlasını kitabıma yazdım. Umarım ilerde onuda okuma fırsatın ve zamanın olur. Bu arada sayfayı takip et. Italya'ya vardığımda belki görüşürüz : ).. Türkmenistan güzel ve benim için özel bir ülke

    YanıtlaSil
  6. Gürkan kardeş yazın o kadar akıcı ki bir solukta okuduk eşim ve ben. EE artık lokumu İtalya da alırsın. Vee Türkmenistan a gitmeye karar verdik çalışmak için. faksformu@hotmail.com
    Yolun açık olsun. Yusuf

    YanıtlaSil