5 Mayıs 2010 Çarşamba

Gürcistan dan Azerbaycan sınırına giderken

Tiflis de bir kaç gün kaldım. Fakat yoğun yağmur altında şehri gezemedim.. bir kere şansımı denedim ama sonra odaya geri dönmüştüm. Bu arada Tiflis ekonomisi durmuş durumda. Ülkede para dönmüyor. Çavçavaye caddesinde bütün markalar var fakat inanır mısınız dükkanların bir çoğunda müşteri bile görmedim tezgahtarlar dükkan sahipleri kapı önünden ben geçerken göz göze geliyoruz hani içeri girse de bir şeyler alsa hiç değilse bir bakınsa der gibiler. Koca ülkede herkes bir kömür fabrikasından bahsediyor başkada bir şeyleri yokmuş. Neticede, Tiflis’in kargaşası, şöförleri, insanları beni şehirden soğuttu

Sabah erkenden kalktım bir heves dışarı baktım belki yağmur durmuştur diye maalesef aynı şekilde devam ediyordu . Durmak yok, yola devam. Hazırlanıp otel yetkilileri ile vedalaştıktan sonra yola çıktım.

Tiflis trafiği bizim şehrin trafiğine benziyor. Yağmurda, trafik kitlenmiş durumda. Birde bu ülkede şöyle bir durum var. Her yerde lastiği patlamış birileri var. Yollar delik deşik. Yoldaki çukurlar çamurlar beni yağan yağmurdan daha fazla ıslatıyordu. Birde şöförlerin çoğu bol bol sövdüm.Ulan görüyorsun benim yan şeritte gittiğimi yanımdan yavaş geçsen ölürmüsün. Hiç abartmıyorum tam 3 defa baştan aşağı çamurlu su ile yıkandım. Benim ıslandığımı gören arkadaki şöförler zoraki yavaşlıyordu . Şehir içinde çıkana kadar üstüm başım hem yağmur hem çamur içindeydi.

Rustavi ye doğru yönelirken şehrin bu kesmini görmediğim için göze hoş gelen yerlerini de yağmura rağmen çekmeye çalıştım.

Olabildiğince hızlı pedallamaya başladım . Yavaş yavaş trafik azaldı yeşillikler ortaya çıktı. Bunlar çıkmasına çıktıda kardeşim nedir benim bu doğudan esen rüzgarla sürekli karşılaşmam hayır ben yönümü ne tarafa çevirsem rüzgar hep bana karşı esiyor. Nedir yani gitmemi istemiyor mu? Yol almamı diyor nediyor bana bu doğa? Bir kere ya, bir kere 1500 km boyunca bir kere arkamdan esmedi şu rüzgar. Yağmurdu, soğuktu güneşti umrum olmaz ama şu rüzgar karşıdan estimi deli ediyor beni.
Rustavi de durmadım, yanından geçtim. Su sınır kapısına ulaşmak istiyordum olmadı sağında solunda kamp atarım diye düşündüm. Sınıra 18 km e kalmıştıkı bır Türk tır parkı gördüm hemen girdim. Hava karardıkça yağmur rüzgar ve soğuk artmaya başlamıştı sıcak bir çay fena olmazdı. Çayla başlayan muhabbet yemekle devam etti. Vucut harareti kaybedincede üşümeye başladı. Biraz daha kalın kıyafetler giydim.
Tır parkının sahibi Arat ile iyi bir arkadaşlığımız oldu. Arat yandaki köyde yaşayan 23 yaşında evli genç bir çocuk.. 1 tanede çocuğu varmış. Bana Türkiye hakkında bir dolu soru sordu. Bende ona Gurcistan ve Azerbaycan hakkında. Dikkatimi çeken bir şeyde şu oldu. Gürcüler Azerileri sevmiyorlar. Hatta Gürcistan da ki Azerilerde Azerbaycan da ki Azerileri sevmiyorlar. Rüşvet ve kadın ticaretinin ne boyutlarda olduğunu anlattı. Kapıda ki vize işlemi uygulaması ise cabası. Muhabbet muhabbeti açıyor derken Arat yukarda fazla yatak olduğunu orda kalabileceğimi söyleyince bende orda kalıyorum. Akşamda bol bol muhabbet ediyoruz.

Sabah Hopalı bir tırcı adı Emrah. Hopa da ona Made in Emrah diyorlarmış oturup beraber kahvaltı yapıyoruz. Bisikletle seyahat ettiğimi öğrenince ilk başta deli gözü ile baktı sonra da hemşerisi olduğumu hele birde Gençalioğlu olduğumu öğrenince. ‘ Hah uşağım şimdi oldu sizin kanınızda vardır da manyaklık psikopatlık’ diyince gülüyorum. Bir yerlerden duymuş sülaleyi. Sabah sohbetinden sonra elimi cebime attırmadan hesabı ödeyip Hopa ya döndüğümde de benden bir kahvaltı sözü alıp Türkiye ye doğru yollanıyor. Bende Arat ile vedalaşıp yoluma devam ediyorum
Hava bugün parçalı bulutlu yer yer güneşi görebiliyorum sınıra da az bir şey kalmıştı. Yan tarafımda bir medrese ve cami görüyorum duruyorum. Türk bayrağı görününce kapı açılıyor. İçerdekilerle selamlaşıyorum . Bisikleti yıkayabileceğim bir yer olup olmadığını soruyorum hemen yardımcı oluyorlar. Üzerindeki çamur hem ağırlık yapıyordu hemde vitesler iyi değişmiyordu. Yıkama yağlama işlemi bittikten sonra fren tellerini ve arka aktarıcının telini de değiştirdim zamanı gelmişti. Sonrasında da çevremde toplanan öğrencilerle medresede oturup biraz muhabbet edip bir şeyler içtik.

Öğlene doğru yola çıktım. Sınıra gelmeden altıma bir şort geçirdim artık hava biraz ısınmıştı. Fakat ilerde yağmur bulutları gözüküyordu.

7 yorum:

  1. zevkle okuyorum, cesaretinizi tebrik ederim, tabi sizi de:)

    YanıtlaSil
  2. adamım süpersin. Yaşadıklarını, çok ara vermeden yazabilmeni umuyorum. Beklemedeyiz...

    YanıtlaSil
  3. güzel deneyimler, daha doğu'da eminim dünya daha da farklılaşacak ve keyflenecek, bizimle de paylaşmaya devam edersiniz umarım.

    YanıtlaSil
  4. kitabını çıkmasını merakla bekliyorum. ilk satın alanlardan biri de ben olacağım

    YanıtlaSil
  5. Orta ve doğu karadeniz, Gürcistan , Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgısiztan bisikletle geçilmiştir. Çinde ikinci ayıma girdim pedallamaya devam ediyorum. Sırada Moğolistan, Rusya, Güney Kore, Japonya var. Durmak yok yola devam

    YanıtlaSil
  6. bnm hayalimi yaşıyorsun...Okurken hep imreniyorum...Umarım bu tutkunu hiç bırakmazsın

    YanıtlaSil
  7. Sblack bırakılacak gibi bir tutku değil bu gezme olayı. Bir kere kanına girdimi ve seni bulunduğun konuma veya ülkeye bağlayan bir durumda yoksa sadece gitmek istiyorsan yapılacak en güzel olay

    YanıtlaSil