9 Mayıs 2010 Pazar

Azerbaycan - Bakü




Gürcistan sınırında tek tük araba vardı. Bizim sınır kapısından bile daha derli toplu bir kapıydı. Bisikletli olduğum içinde kapıdan hemen geçtim. Sınırın geçince arada bir köy dikkatimi çekti. Bu köyün halkı da yollara çıkmış meyva sebze satıyorlar. Beni görüncede üstüme atladılar birşeyler satmak için. Fakat arkadaki Türk bayrağı biraz onları duraklattı. Türkmüş konuşmalarını duyuyordum Aralarından sıyrılıp Azerbaycan kapısına doğru yöneldim. Kapıda bir araç kuyruğu yollar çamur ve balçık içinde araçlar zor ilerliyor kapıda Silahlı askerler. Meraklı bakışlarla beni süzüyorlar. İlk kapıdan oradaki araçların bisikletliyi geçirin baskıları ile geçtim. Yoksa beni sıraya sonuna atacaklardı, araçlar çamur atıyordu. İlk kapıyı geçtikten sonra çevremi Askerler sardı . İçerdeki yüksek rütbelilerde çıktı. En azından Türkçe konuşacağımızdan memnundum. Bisikletli inceleyip hemen kaç para bu soruları geldi. Ardından Atılımın bayrağına bakıp destekçin bu mu olduğu ve ne kadar para verdiler sorusu. İki soruya da miktar yerine bisiklet hediye o da okuduğum okulun bayrağı çantayı yağmurdan koruma için koydum diyip geçiştirdim. Bu ara pasaportum ellerinde ama bir işlem yaptıkları yok beni inceliyorlar. Bir dolu sorudan sonra anladım ki ki kolay kolay bırakmayacaklar. Bir başka rütbeli geldi geçiş pullu buradan (pul para anlamına geliyor) dedi. Bizim para vermediğimizi biliyorum. Aleni rüşvet alıyor bok herifler. ‘ Şimdi sen benden para alırsan elçiliğe şikayet ederim Türk sporcusundan geçişte para aldılar diye, sonra gör bak diplomatik kriz nasıl oluyor. Hepsi sustu. Ordaki askerlere pasaportumu uzattı mühürleyin pasaportu dedi. Ardından‘’Seni bu yükle içerde soyarlar’’ dedi. Sen misin o lafı diyen. Oradaki bir çok askerden zaten kalıplı duruyordum. Döndüm rütbeli ye . Lan götle başlamayı çok isterdim ama şöyle devam ettim. ‘’ Arkadaki bayrağı gördün. Buraya tek başıma geldiğimi de gördün.Eh beni de gördün. Biri beni soymaya da yeltenirse delikanlı adammış derim. Hele bir denesin bakalım’’ cümlelerinin ardından ya beni vuracaklar artık ya da geçireceklerdi haha Kapıyı açın Türk geçsin dedi. Len önce bir hoş geldin diyin Öküzler. Yok bisiklet ne kadar yok soyarlarmış,sinirimi bozdular. Sonra dan şehir içinde ilerledikçe öğreniyorum ki kapıda çalışan memurlar ermeni ve Kürtlerden oluşuyormuş ve ülkenin en büyük haraç noktasıda ordaymış. Azerilerin hemen hemen hepsi Kızıl Köprü kapısı bizden değildir diyor. Onlar Azeri değillerdir diyorlar. Kardeşim o halde ne işleri var o kapıda? Neyse anlamak zor.

Sınırı geçtikten birkaç km sonra Azerbaycan a Türk firmaları tarafından yapılan yeni yol başlıyordu . 18 km kadar gidip ilerde gördüğüm tır parkına çektim. Birkaç Türk tırı ve otobüsü vardı. İçeri geçip oturduğumda Azeriler ve Türkler soru yağmuruna tuttu sonrasında Türkiye ve Azerbaycan arasındaki siyasi ve ekonomik gelişmelerden bahsedildi. Arkada tarafımda lafa saçları beyazlamış şivesi karadenizden olan bir abi söze karıştı. Azerilerle Azeri lehçesinde konuşurken benden özür diledi sonra tekrar şivesine dönüp bizlerle konuştu. Konuşması bilgileri hiçde tırcı gibi değil. Kendisi ile tanıştım sonrada öğlen yemeği ve akşam yemeği yedik. Birbirimizin muhabbeti hoşumuza gitti. 61 yaşında Harun abi . Trabzonlu. iki kızı var birini evlendirmiş diğeri unv. ye hazırlanıyor. Yıllarını yollara vermiş. Tırcı aleminin nerdeyse tamamı bu abiyi tanıyor çünkü gelen giden herkes selam veriyor. Kendiside, benim muhabbettim hoşuna gittiği için o gece orda kalıyor. Gecede ben benzin istasyonunda çalışan çocuklardan birinin yatağında yatıyorum. Az bir yol yaptım ama olsun muhteşem bir adam tanıdım.

Sabah kahvaltı yaparken Harun abi yanıma geliyor. ‘’ Gürkan sen Allahın sevdiği bir kulusun. Kalbin temiz yüreğin iyilik dolu. Dün buradan gitmiş olsaydım karakolda olacaktım. Çünkü benim fırmamın tırcıları bir kavgaya karışmışlar bende orada olsaydım o kavgaya gırerdım ve karakola hapse atarlardı ama sen geldin diye kaldım’’ dedi. Kader kısmet iş
te ne diyeyim. Sohbetide muhetesem kendıde seker gıbı ınsan olan Harun abının yanından sabah erken vakit ayrıldım yola cıktım. Yol boyunca ınsanlarla sohbet ettım yavas yavas ılerledım. 30 km sonra kazak denen ilcede mola verdim. Sonrada konaklama kararı aldım. Şu turun en güzel bisiklete binme günlerini Karadeniz ekibi ile yaptım. Bir günde güzel geçmedi ki. Rüzgar gene karşıdan ve polenleri yüzüme yüzüme gönderiyor burun akıntısından, hapşırmaktan ben bittim. Kazak da şehir merkezine girdim. Türk bayrağını gören halk yol boyunca ıslık çalıp alkışladı. Hatta bir taksi durağı çay içmeye çağırdı bende gittim yanlarına. Halk da toplandı. Sohbet edip çay içtik hem ülkelerin kardeşliği birliği hakkında konuştuk hemde bana taksicilerden biri kız kardeşini vermeye evlendirmeye çalıştı al git senin olsun diyor. Dedim benim sevdiğim Türkiye de alıp gidemem inşallah hayırlı bir kısmet çıkar diyip kamp atacağım yer sordum onlarda gösterdi. Yağmur başlamak üzereydi gerçi yağmurda polen falan kalmıyordu iyi oluyordu akşamı bu köyde geçirdim.
Sabah erkenden yola çıktım hava her zamanki gibi yağmurlu. Tam belediyenin oraya gelmiştim ki kasabanın delisi beni buldu. Kan çekti kan. 2 dk da kafamı ütüledi. Bizim Ali Desidero nun aynısı.
Gitti bana bir Azeri bayrağı aldı minik onu da Türk bayrağının yanına diktim. Yahşi ol dedi ve beni uğurladı.

YAHŞİ OL GÜRKAN. Enteresan bir kelime bu. Arabaya machine, bisiklete velosipet diyen bir dilleri var. Gerçi bana pek de yabancı gelmedi konuşmaları hatta nerdeyse Kıbrıslılarla aynı diyeceğim konuşma hızları ve tarzları. Üniversitenin ilk zamanları geldi aklıma. Kıbrıs da halkın ne dediğini anlamıyorduk o kadar hızlı konuşuyorlardı ki ama zaman içinde kulakta lehçede dönüyor.
Kazaktan çıkmadan bankaya uğradım. Buradaki Atm ler de dolar işareti gözüksede dolar vermiyorlar. Gürcistan da da aynısı olmuştu. Önce Manat (Azeri Parası) çekiyorsun sonra onu dövizciye götürüp dolar yapıyorsun. Parayıda çektikten sonra pedallamaya başladım

Azerbaycan karayollarında belli aralıklarla güvenlik noktaları var. Otobanda gidiyorsunuz yol biranda tek şeride düşüyor. Koca bir kapı kapının bir tarafı kapalı karşıdan gelen araçta sende oradan geçiyorsun. Sebep kaçan kişiyi buralarda daha rahat yakalayalım diye. Bana kalırsa sebep şu. Rüşvet almayı atladıkları Türk tırlarını bu noktalarda bekletip rüşvetlerini aldıktan sonra geri bıraktıkları yerler. Dün bu Kapılardan birinde görevli bir polis memurunun aracını gördüm. Rüşvetin hakkını vermiş aracı almış . Kapılardan birinde mola verip hem memurlarla hemde tırcılarla biraz sohbet ettim. Sonrada tırcıların yanında çay içtim.
Memur uzaklaştığında hepsi nasıl dert yanıyor inanılmaz. Azerbaycan toprağından çıkıp Gürcistan toprağına girdiklerinde daha mutlu oluyorlar burası bizim vatanımız değil diyorlar. Memurlar tırcıları bezdirmiş. Halbuki köylerdeki durum hiç de öyle değil. Köylerde Türk misafir perverliğini en iyi şekilde bu halk gösteriyor bana.

Mesela Toruz da yolda çamurluğun vidası düştü. Yolumun üzerindeki bir köye girdim. O vidayı bulmak için köy seferber oldu desem yeridir. Öğlen yemeğinide yedirmeden beni göndermediler.

Enerjim yerime gelmişti. Bu yağmur ve rüzgarla başka türlü başa çıkamazdım. Toruz dan çıktığımda daha 40 km yapmıştım ki arkamdan Harun abi bana yetişti. O tır parkında bir gün daha konaklamıştı olaylardan ötürü. Ganja ya doğru gidiyordu fakat Bakü de yapabilirim demişti. Biraz sohbetden sonra yoluna devam etti. Bende akşama kadar ganja ya ulaşmayı planlıyordum.

Hava koşullarına soğukta eklendi. Bu süreç içinde ısının düştüğü fark ediliyordu. Bir ara rüzgar nasıl oldu anlamadım ama arkama geçti. Üstüne rakımda çaktırmadan azılmaya başladı. Obaaaaaaaaa akşam ganja zor varırım diyordum. Hızım biranda 30 ile 38 km arasına çıkınca. Birde bakmışım ki akşam hava kararmadan yağmura ve soğuğa rağmen Ganja Türkiyem Tır parkında kendmi bulmuşum. 100 km yi devirmişim. İşte bahsettiğim rüzgar olayının farkı budur. Harun abi burada kal yardımcı olurlar demişti. Oldularda haha.. İçerisi Tır kaynıyor. Çektim benim Tırıda o tırların yanına. Üstüm başım çamur içinde ama olsun. İçeri girdim. Tır parkından çok içerde pavyon havası vardı. Şu mekanlara girdiğimde insanların bana bakışlarına hasta oluyorum hahaha. Hemen solumda ki masadan HEÇEN BU KIMDUR sorusu gelınce hah dedim hemşeriler burada. Mekanın sahibi geldi yanıma. Durumu anlattım ordaki tırcılar ve kadınlarda merakla dinlediler. Bana patronun odası ayarlandı. Halbuki ben çadır kurmak için alan istemiştim. Önüme yemek kondu nemli olan kıyafetlerimi kurutmam için ıstıcı verildi. Akşamda odaya masaja geldiler. Kilometrajı sıfırladık. Tek kuruş para vermedim. senin gibi adama para verdirmek olmaz misafirimizsin dendi. Harun abi teşekkürler haha. Bundan sonra uzun yol seyahatlerimde Tır parkı kullanacağım. Tırcı camiasına girmiş olduk böylelikle. şu ipod da ki müzikleri değiştirmek lazım ne o öyle antin kuntin şeyler yüklemişim. İyiki yolu tek başıma alıyorum dedim. Yoksa tır parkında işim ne..

Sabah Tırcı kankalarla birlikte kahvaltı yaptık haha. Herkes bastı gaza bende pedalıma bastım yollandım. Ganja nın içine girdim şehir canlı ve hareketli ama öyle bir yağmur yağıyor ki millet nereye nasıl sığınacağını şaşırmış durumda.
Avrupa şehirlerine benzeyen bir tarzı var. Fazla yüksek olmayan binalar, minik müstakil evler. Yağan yağmurda yollar biranda oldu nehir gibi bizim ülkemizde sık sık karşıkaştığımız alt yapı sorunu burada da var. Şehrin Bakü çıkısına ulaşmaya çalışıyorum umrum değil yağan yağmur. Şehirden çıkıp araziye girince rüzgar ve soğukda bir patladı. 34 km yol alıp gene böyle yoldaki emniyet noktalarının birinin yanındaki lokantanın bahçesine çadırı attım.

Rüzgarda ve yağan sağnaktan çadırı zor kurdum. Hemen üstümü başımı değiştirdim yandaki lokantaya attım kendimi. Eh madem buradayız bir süre yemeğini yiyelim. Lokantanın sahibi ve müşterilerle uzun uzun sohbet ediyoruz. Kürt açılımından, ekonomik duruma kadar bir çok bilgi alışverişinde bulunduk. İş konusunda yeni fikirler verdiler.

Bu arada evli olup olmadığımı sordular hayır değilim diyince. Azerbaycan da bana yaşımdan dolayı sadece evde kalmış kızları verebileceklerini söylediler . Nasıl yani dedim. Burada bir kız 25 yaşını geçtikten sonra hala evlenmemişse evde kalmış durumuna geçiyormuş. O kızı ya dul adamlar ya da benim gibi yaşı geçkinler alırmış üstelikte aile kızın evden gitmesi içinde para verirmiş. Yani beterin beteri var derler ya aha işte Azerbaycan. Muhabbetleri güzeldi ama benim uyku geldiği için çadırıma döndüm.

Gece boyunca yağmur yağdı. Çadıra düşen damlaların çıkardığı sesler bir süre sonra melodi gibi gelmiş olmalıkı dalıp gitmiştim. Sabah gene o melodi kaldığı yerden devam ediyordu. Bugünde çadırda konakladım çıkmadım hiç. Zaman varken bu yazıları yazdım . Fakat 30 nisan günü gene pedallıyor olurum.

Sabah çadırın içine giren güneşle uyandım . Fermuarı bir açısım var çadır yırtılacaktı.
Parçalı bulutlu bir hava vardı güneşte arada bir kendini gösteriyordu. Tamamdır dedim yol almanın tam vakti. Hemen bir şeyler atıştırdım ve toparlandım. Yola nasıl çıktığımı bile anlamadım. Yerler hala ıslak ve çamurluydu. Öyle bir yoldan geçiyordum ki iyiki yağmur yağmıyor diye şükrettim. Yoksa bisikletle beraber o balçığın içine gömülür kalırdım. Enteresan bir toprak var bu Azerbaycan da. Yol boyunca görmeye değer pek bir yer yoktu hatta yerleşim yeri bile çoktu diyebilirim . Önümde Yevlak şehri vardı . Bugün rüzgarda esmiyordu şanslıydım. Çektim bisikleti güzel yoldan tenha bir alana çıkardım ocağımı makarna yaptım kendime. Öyle oturup doğayı seyrettim boş bakışlarla. Bazen uzun süre araçta geçmiyordu. Enteresan bir sessizlik oluyordu çevremde. Ne kuşların sesi ne rüzgarın fısıldısı ne bir böceğin sesi. O Sıra bende hareketsiz durup. Sessizliğe bırakıyordum kendimi.


Yemek faslından sonra Yevlak şehrine ulaşıyorum. Şehrin ortasından geçen ana yol bayağ hareketli ve kalabalık orda su almak için benzin istasyonuna uğruyorum. Müşteriler ve çalışanlarla biraz muhabbet ediyorum. Daha dün bisiletli bir çiftin ordan geçtiğini söylüyorlar . Şaşırıyorum önümde birilerinin pedalladığını biliyordum ama o farkı 1 güne düşürdüğüme inanamadım. Bir heycan sardı beni. Yabancı yol arkadaşlarım olabilirdi. Hiç vakit kaybetmeden pedallamaya başladım.
Arabalar yanımda hızla geçerken bir araç ilerde durdu ve beni bekledi. Yaklaştığımda dikkatimi çekti Polat inşaatın aracıydı. Türk bayrağını görünce durduğunu ve şantiyeye çaya beklediklerini söyleyip yola devam ettiler.
Polat inşaata vardığımda 87 km yapmıştım ve saat daha erkendi fakat günlük yapmam gereken km nin üstüne çıkmıştım . Devam edecek gücümde vardı saatde erkendi. Şu bisikletçileri yakalamayı çok istiyordum. Neyse bir çay içip soluklanıp çıkayım dedim. Girdim ama çıkamadım. Çok iyi insalarla tanıştım. Beni misafir ettiler Polat inşaatın santiyesinde. Bir oda verildi, kirlenmiş kıyafetlerim yıkandı kurutuldu. Sıcak bir duş aldım. Kendime geldim. Akşam yemeğinden sonrada minik bir tavla turnuvası yaptık. Bu mola sırasında da biraz üzüldüm önümdeki grupla aramdaki mesafe acılıyordu. Yorgunluktan bir süre sonra odama çekildim uyudum . Sabah kalktığımda gene yağmur yağıyordu. Seviyorum ya artık yağmurda yol almayı iyi oluyor. Polat ın şantiyesindeki Cengiz, serdar ve Mehmet abi ile vedalaştıktan sonra yola koyuluyorum.


Ana yolda seyahat ettiğimden dolayı pek görmeye değer bir şey yok etrafta . Zaten şu yağmurda da alabildiğimce yol almayı çok istiyorum. 87 kilometre sonra

Küldemir in hemen çıkışında Şherk marketin önünde duruyorum ve biraz sohbet edip erzakları tamamlıyorum akşamki kamp için. Bu arada önümdeki bisikletlileri soruyorum . 10 gün önce geçti demezmi. O an anlıyorum ki hem arkamda hem önümde bisikletçiler var. Bir grup bisikletli 10 gün önümde bu kesin. Diğerleride Yevlax dan dağ yoluna dönmüş olmalılarki onlara da o yüzden yetişemedim ben. Marketin sahibi Enver Türkiye den geldiğimi öğrenince abi havada kararıyor kal sen bu gece burada çadır at diyor güzel yerimizde var çadır için dedikten sonra kalıyorum. Tamda bu sırada portekizden misafirler geliyor. David Estrela. Asyayı karısı ile birlikte karavanla geziyorlar. Muhteşem bir çift. Benim bisikletle tek başıma gezdiğimi duyduklarında Giresun yolunda karşılaştığım Olivier ve Sophie gibi çılgın Türk diyorlar. Azerilerle Türkçe konuştuğmu görüncede şaşırıyorlar. Dillerini nerden bildiğimi sorduklarında. Bu dil öz Türkçedir cevabını da aldıklarında çok şaşırıyorlar. Bende onlara Türk tarihini biraz anlatıyorum. Bu güzel sohbetden buluşmadan sonra onlar yollarına devam ediyorlar bende çadırımı kuruyorum.

Yoldaki ilk sivri sinek saldırı ile karşı karşıyayım bu kamp sırasında. Anlamadığım bu yağmurda soğukta sivrisineğin işi ne. Neyseki sivrisinek ve kene ilacımda mevcut il yardım çantasının içinde. İki fıs fıs işlem tamamdır. Sessiz sakın bir uykuya dalıyorum . Daha önce hiç çadırda bu kadar huzurlu uyumamıştım. Enver ve babasının sohbeti o kadar sıcak ve kalptendi ki sanırım o yüzden bu kadar rahat uyuyabiliyorum. Sabah gideceğim saati önceden söylediğim için ve bu marketde 24 saat açık olduğundan bana kahvaltı hazırlamışlar. Kahvaltı muhabbeti içinde köyden birkaç kişi daha gelmiş. Muhteşem anılar insanlar iyiki bu yola çıkmışım. Vedalaşıp yağmurun ve sisin arasında kendimi gözden kaybetiriyorum onlara.
He r konakladığım veya mola verdiğim alanlarda sohbet ettiğim insanları düşünüyorum pedallarken o kadar çok ki daha yolun yarısında bile değilim. Hafızamı tazelerken kimi zaman gülüyorum kimi zaman hüzünleniyorum. O ilk gün ki telaş aklıma geliyor. Otobüs garındaki bisikletçi dostlarım, eski iş arkadaşlarım, ailem. Duruyorum. Bisikletten inip biraz dinleniyorum. Aslında gözlerim sulanıyor dinlenmek bahane göz yaşları içinde bisiklet sürmek istemiyorum. Bu yola niye çıktığımı hatırlıyorum. Yağan yağmur yüzümden aşağıya akarken göz yaşlarımı siliyor. Yola devam et hadi durma dercesine.

Tam bisiklete binip hareket edecekken bir ses duyuyorum. Domuz sesi çok yakınımda ama göremiyorum bir türlü sonunda ortaya çıkıyor ve yavru domuz koşarak bana doğru geliyor.
Yavaş hareketlerle fotoğraf makinamı çıkartarak onu kareliyorum. Bu arada kaçmak içinde hazır bir pozisyonda duruyorum. Çünkü heran annesi bir yerlerden çıkıp bana saldıra bilir. Biraz onu seyrettikten sonra pedallamaya başlıyorum . Haha beni takip ediyor bir süre arkamdan da geldi. Evinden daha fazla uzaklaşmasın diye hızlanarak uzaklaştım o noktadan. Yolda tek tükde olsa yeşil alanlar görmek mümkün buralarda.

Öğlen yemeği için yol kenarında rüzgarın ve yağmurun beni rahatsız etmeyeceği bir yerde durmuştum . Muhteşem menümde ne var. Yagsız makarna, muz bir adet elma ve mars çıkolatası. Bu yemek olayından sonra yanımdakı su da bıtıyor. Bir oncekı market alısverısınde su yerıne gene bana soda vermısler. Burada su dedınmı mutlaka soda getırıyorlar. Artık gazsız su dıyıp kendımı garantıye alıyorum .

Bu moladan sonra aksama kadar hıc durmadan pedal cevırıyorum. Bellı bır duzene baglamıs durumdayım 88 km yaptıktan sonra bır restaurant da duruyorum yemek yemek ıcın. Icerı gırıyorum genıs buyuk bır restaurant. Icerde cogunlukla aileler var. Merkezi bir yerde degil insanlar aracları ıle gelmısler. Yemeklerini yedikten sonra bende anlıyorum neden insanların burayı tercih ettiklerini. İçeriye gidip aşçısına teşekkür ediyorum yemekler çok güzeldi. Arkadaşlar Azerbaycan ın hangi şehrine giderseniz gidin etin lezetinde en ufak bir değişiklik yok. Baharatı, tuzu, yağı her şeyi yerinde. Hatta hayatımdaki en iyi et döneri Bakü de yedim diyebilirim. Bu arada beni fark eden mekan sahibi bisikletle nerden geldiğimi soruyor. Anlatıyorum ona kısaca durumu. Bisikletimi hemen depoya götürmemi söylüyor akşamda kendisinin misafiri olmamı istiyor. Oradaki aileler ve çalışanlarda bir Türk ün böyle bir başarı sağlayacağından dolayı gurur duyuyorlar. Bana arkadaki köy evinden bir yer ayarlıyorlar çadırda kalmam istenmiyor. İnanın benim çadırımın konforu köy evinden kat ve kat daha iyidi fakat rencide etmemek için geceyi orda geçirdim. Köylerindeki insanlar çok fakir ama her ne olursa olsun Türk misafir perverliğini her ne koşulda olursa olsun gösteriyorlar. Sabah kahvaltısından sonrada vedalaşıp yola çıktım.

İşte bugun büyük gündü Baku ye varacaktım. 100 km vardı ne olursa olsun varacaktım. Yağmur yoktu yerler ıslaktı . Ama beklenen an işte rüzgar arkamdan öyle şiddetli esiyorduki pedalı çevirmesem bile bisikleti o ağırlığına rağmen sürüklüyordu. İşte bu yaaa 1550 km dir esmeyen rüzgar sonun benle birlikteydi. Botları ayağımdan cıkardım umrumda degıldı. Ayaklarım ıslanırsa ıslansın spd lerı gıydım daha ıyı yol almak ıcın. Hızım 20 km işte bu 30 km süpeerrrrrrr 40 km hiç durmasın şu rüzgar ya arkamdan gelsin ve 47 km . Yol düz viraj yok 1 saat içinde 40 km yol alıyorum saat daha sabah 10. Her uzun yol bisikleçisinin istek ver arzusu budur arada bir biraz su rüzgar yardım etsin. Öğlene kadar 70 km yol alıyorum. Hazar denizi görmek beni mutlu ediyor.
Fakat Baku ye hala var. Durmak yok derken ben yavaş yavaş yönümü batıya doğru çevirmeye başlıyorum bu sefer o aynı rüzgar karşımda işte. Bisiklet duruyor!! Gitmiyor. Bakın gitmiyor diyorum bisikletin üzerinden iniyorum . Olamaz ya 30 km kaldı Baku ye ya bu kadar yakınken olmamalıydı bu . Öyle şiddetli bir rüzgar varki yanımdan araç geçtiğinde bile onun hava boşluğundan etkilenip yana savrulup yol dışına çıkıyorum. Bir tır geçtiğindeyse bisikletin kontrolünü kaybedip yan taraf düştüm. Tamamdır 25 km mi kaldı yürüyekte olsa varacağım bu gün bu şehre o kadar!!!. Bakü ye girdiğimde öğreniyrumki. O geçtiğim alan fırtınalar alanıymış. Bazen o kadar sert rüzgar esermiş ki araçlar bile zorlanırmış. Biraz binerek biraz yürüyerek akşam 5 de Baku ye varmayı başardım. Başardım ulaaaaaaaaaaaaaannnnnnnnnnnnnnn. Doğa ile savaşı kazandım. Günlerdir yağmurda çamurda soğukta yol alıyorum ve sonunda Bakudeyim.

Şehirin içlerine girdikçe rüzgar kesiliyor binalardan dolayı artık daha rahat hareket ediyorum. Trafiği bana istanbulu hatırlatıyor. Bir kargaşa var düzen yok yollarda. Sinyal veren bile yok. Benim kamyonu gören zaten baka kalıyor. Geçeceğim noktalarda el hareketlerimle tariği durduruyorum. İlerlemeyn trafiğin yanından geçip gitmem eminimki bir çoğunu sinir ediyordur. Bu bizim ülkemizde de böyle oluyor :D
Yoldaki insalara sora sora elçiliğimizi buluyorum . Tabi elçilik kapanmış olduğundan kapıdaki güvenlikle sohbet ediyorum sadece. Beni görünce şaşırıyorlar. Kısa bir sohbet sonrası elçiğe yarın gelmem söyleniyor. Öncesinde araştırdığım otelleri bulmak için tam pedallamaya başlamıştımki Tiflis de tanıştığım mert beni aradı nerde olduğumu sordu Baku deyim dedim. O da benim Türkmenistan a geçtiğimi düşünüyormuş. Kendiside dün Baku ye gelmiş. Yerini söyledi bende hemen onun yanına gittim.

Kız Kalesi hazar denizi yanındaki tarihi yerlerden biri hemen onun yanında çok güzel bir Gürcistan lokantası var .
Mertle orda buluştuk. Mekan sahibi ile tanıştırdı beni biraz sohbetden sonra yan binadaki Azeri otelin den bir odayı uygun bir fiyata ayarladık. Uygun dediğim fiyat, günlüğü 40 manat yani 80 Tl ediyor.
Güzel bır akşam yemeği, ıyı bır yatak, sıcak bır dus, Internet. Çok fazla gelıyor hepsı bıranda olunca haha. O kadar alısmısımkı arazide yol almaya ertesi gün pedal çevirmeyince kendimi bir garip hissettim.

Sabah ilk işim elçiliğe gitmek oldu. Basın muşaviri Bülent beyle görüstüm.Kendiside beni Trt1, Anadolu ajans, Trend Ajans ve İçtimai Tv ile görüştürdü.
Uluslarası Yayın yapan İçtimay Tv de sabah programına konuk oldum . O günün konusu da TRT Radyosunun 83. Yıl dönümüydü. Hem oradaki stüdyoda hemde Türkiye dekinde çok değerli hocalarım vardı. Bende bir iletişim fakultesi mezunu olarak söze şöyle girdim. ‘Bu program radyo da yapılıyor olsaydı benim anlatacaklarımı dinleyiciler o kadar güzel hayal ederlerdi ki şuanda bisikletimin üzerindeki çamurları bile görebilirlerdi, benim şu görüntümü bile hayallerinde canlandırabilirlerdir. Radyo hayal gücünü zenginleştiren bir iletişim aracıdır. Hayatta da her şey in başlangıcı hayallerimizdir onları gerçekleştirmek için yaşarız aynen benim yapmakta olduğum Tur gibi’ ve hikayemi anlattım. Büyük ilgi gördüm stüdyodakilerden. Konuk Sanatçılar Rahman ve Hatıra beni akşam yemeğine davet ettiler bu başarımdan ötürü. Beni Azerbaycan da ağırlayan köylerinden şehirlerine kadar tüm Azeri kardeşlerime dostlarıma buradan tekrar tekrar teşekkür ederim

Yemek esnasında Elçiliğimiz bana geri dönüş yaparak elçilik misafirhanesinde kalmam istendi. Tabi ki bu çok hoşuma gitti. Baku çok güzel ve büyüleyici bir şehir. Fakat cidden çok pahalı. Yol boyunca harcadığım paranın kat ve katını yemek ve birkaç eksik parçaya harcamak kötü hissettirmişti. Birkaç günde olsa elçilik misafirhanesinde kalmak çok iyi geldi. Elçilik çalışanlarının büyük desteğini almakda mutluluk vericiydi.

Bir gün boyunca şehir içinde turluyorum. İzmir restaurant da yemek yiyorum .
Kuru fasulye ve pılav birlikteliğini ve baklavayı özlediğimden hemen onların siparişini veriyorum hizmet süper. Çalışanrın hepsi güler yüzlü. Şehir tam anlamı ile inşaat içinde kaldırımlar binalar sürekli yeni yapılan bir şeyler var geceleride durmuyorlar. 5 seneye kalmaz muhteşem bir şehir olur burası. Türkiye de İstanbul da göremediğim markaların kendi dükkanları burada mevcut. Kadınları şık ve güzel. Kadınlaırn bu güzelliği şehrin kirliliğini maalesef saklayamıyor. Bu kirlilikten rahatsız olanlarda var ve ben onlarla tanışıyorum Ankara da ki İbrahim kardeşim sayesinde.

Yaşıl Velosibitçiler Klübü. Ülke genelinde çok geniş katılımcıları var. Amaçları hem Azerbaycan da hemde ermenistanın işgal ettiği Azerbaycan topraklarındaki ekolojik hayatı korumak, insaların doğaya karşı daha duyarlı davranmaları için ellerinden gelen yapmak, topluma bisikletin bir idman aracı değil bir ulaşım aracı olduğunu göstermek gibi çok güzel hedefleri ve çalışmaları var.

Bu grupla tanışmaktan onlarla Azerbaycan ın Baku şehrinde bisiklete binmekten çok mutlu oldum. Aynı bizler gibiler. Yaşanabilir bir şehir yaratmaya çalışıyorlar. Trafikte bisiklete saygı olayı bizdekinden biraz daha kötü. Biz Perşembe akşamı bisikletçileri bile senemizi doldurmamıza rağmen hala aynı sıkıntıyı başkentde yaşıyoruz. Türkiye deki bisikletliler derneği ile ilerde bir çalışma gerçekleştirmek istediklerinide dile getirdiler. Murat abi belki buranında polislerinin altına bisiklet çektirtir belli mi olur :D. Dün sabah dernek lideri Elshan Nur eşliğinde 3 saatlik bir bakü turu attık. En güzel caddelerinde bisikletle gezdik. Bayan katılımcı sayısı azdı fakat ileriki günlerde bu katılımın çok olacağından eminim. Durmak yok pedallamaya devam.

Baku de ki görüntüler ve fotolarıda en kısa zamanda facebook a koyacağım .

Şuanda bir apartmanın ara boşluğunda oturmuş yazıyorum bu yazıları . Yaşasın kaçak internet olayı fakat betonda oturmaktan dötüm biraz dondu ben bu yazıyı şimdilik bu şekilde blog sayfasına yolluyorum ilerde kesinlikle eklemeler veya düzeltmeler olacaktır çok beklettim farkındayım.. Şu gül festivalini bir görelim bakalım neymiş.

Bisikletlet ile yapılan KM: 550
Kaybedilen Kalori : 22500
Azerbaycan sınır kapısından Baku: 8 gün
Toplam tırmanış: 720 metre

10 yorum:

  1. Namın kıbrısa da ulaşmış Gürkancım :) http://www.starkibris.net/index.asp?haberID=58278

    YanıtlaSil
  2. Süper kıbrısa ulasmasınas evindim benim hocalar şaşırmıstır haberı okuyunca. Yakın dogu unıversıtesı ıletısım mezunuyum ya ben :D ... Eger haberı okuduysa ıbrahım hocam normal karsılamıstır bu durumu

    YanıtlaSil
  3. Bir yavru ceylan da sana selam vermişti hatırladığım Artvin'de...Şimdi de bir domuzcuk...Dur bakalım daha kimler selam duracak serüvenin boyunca...Yaşıl Velosibitçiler Klübü ve yolculuğun süresince karşılaştığın, karşılaşacağın tüm bisikletseverlere de bizden selam olsun aynı amaç uğruna dönen pedallar her yerde...

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Dostum, muhteşem gidiyorsun...
    10 gündür turda olduğum için internete giremiyordum. Aklım bir yandan sendeydi " ne yaptı bizim oğlan " diye...
    Sağlığının ve keyfinin yerinde olduğunu bilmek güzel... Aslında seni arayıp bi sesini duymak var ama namussuz GSM operatörleri sponsor olmamışlar ki...... neyse arkadaşım kalbimiz seninle... yolun açık olsun, esenlikler dileklerimle...

    YanıtlaSil
  5. Merhaba.Ben Yaşıl Velosipedçiler qrubundan Hüseyn.Hatırladın umarım.Hem umarım unutmazsın.Sana iyi yolculuklar demek istedim.Dualarda seni unutmam.Seni burdan izliyicez artık.
    Yaxşı yol.:)

    YanıtlaSil
  6. Dostum arayı uzatmadan yaz lütfen, dönünce bir kitap yazmanı isterim, iyi yolculuklar yolun açık olsun...

    YanıtlaSil
  7. Gulumsedim, gozlerim doldu... cok guzel gidiyor, ruzgar da azicik arkandan esse artik....
    Harikasin harika Gurkan..

    YanıtlaSil
  8. Gürkocumm bence değiştirme yazılarını hiçç, o kadar eğlenceli ve içten ki, insanlar hikaye , hikayelerr da insanlar kadar gerçekk olmuşş:)
    Arkadaşım başarılar bikez daha, bi de dikkat et çok kendine.

    YanıtlaSil
  9. şu yol kenarında durduğunda sessizlik için kendini sessize alışını ve dinlemek için bende yapıyorum ama senin gibi ülke farkıyla değil sadece eymire gittiğimizde bi kacamak yapıp doğayı dinlemek umarımki bnde senin gibi hayallerimi gerçekleştiririm:(( gercekleştirip bende dinlerim:) umarımki bisikletle bende gezebilirim:)) ii yolculuklar:)

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Gürkan gezini keyifle takip ediyorum.

    Sayende bizim GPA forması da dünyayı dolaşıyor:)
    Görgüsü, bilgisi artıyor:)

    yolun açık olsun

    selamlar

    YanıtlaSil