13 Nisan 2010 Salı

Ve ayrılık zamanı





Rotayı çıkardıktan sonra mutlaka bu rotada yolda pedallarken değişikler olacak demiştim ki oldu. Genel rotayı bozmadan konaklama yerlerinde, ilçelerde ve mola yerlerinde değişikler yaptık. İyi ki de yapmışız, bakın neler oldu.

Trabzon'dan başlamak istiyorum, bir önceki yazımda atlamış olduğum yerler var. Trabzon enteresan bir şehir. Şehri merkezini ortadan bölüyor diye köprünün adını tanjant koymuş, helvasına beton helva ünvanı kazandırmış, kesinlikle yenmeli lokum lokum, senelerdir bildiğim mıhlamaya "kuymak" adını koymuş bir şehir. Yediğiniz gibi mideye çöküyor, kalça bölgelerinde yavaş yavaş açılıp oturduğunuz yere yığılmanızı sağlıyor.. Üstünede efsane gazoz Uludağ içiyorsunuz. Ohhh… Trabzon iyi de yaa :D

Trabzon'da Perşembe Akşamı Bisikletçilerinin lideri Cihad kardeşimin evinde kaldık. Cihad, biz yokuz diye evi pisletmeyin derli toplu tutun. Makarnanın kapağını da kapatmayı unutmayın. Bu kardeşimiz de benden deli. Evin içine yapay tırmanma duvarı yapmış ve üstelik bu duvara eğimler vererek zorluk derecesini arttırıyorsun. Tüm gün bisiklete binmek yetmiyormuş gibi akşam da evin içinde tırmanma hareketleri öğrenip dağcılık yaptık . Deli deliyi çekermiş doğru. Evde Yılmaz ve Caner adında iki arkadaş daha yaşıyor. Yılmaz uslu efendi gözüyor ama onun da kanına girmiş Cihad, bir Caner kalmış o da kendini bisiklete vurmuş : ) Mükemmel üç insanla tanıştım. Bu üçlü ile bir sonraki akşam Perşembe Akşamı Bisikletçileri ile birlikte pedal çevirdim. Trabzon'da siz ve diğer bisiklet severlerle bisiklete binmek çok keyifliydi tüm arkadaşlara teşekkürler. Tarihi ve turistlik yerleri de gezdik Trabzon'da, şimdi detay detay onları anlatmıyorum gidin gezin görün arkadaş. Her müze girişine 8 TL vermek koydu. Müze kartı demeyin. Ülkeden çıkıyoruz diye almadık ama iki müze gezdik 16 lira verdim. Kart zaten 20 TL. Diğer müzeleri söylemiyorum bile. Tam laz işi oldu yani.

Rotada değişiklik yapıp konaklama yerimizi Ayder yaylası yaptık. Trabzon'dan Cihad ve Caner de bize eşlik etti. Caner'in heyacanını görmeniz lazımdı, ilk defa tura çıkıyordu. Bu seferki mesafe diğerlerinden fazlaydı hepimiz bunun bilincindeydik, o yüzden yolda fazla fotoğraf çekmememiz ve durmamamız gerekiyordu. Turun 7. günüydü. Yolda şu açıkca fark ediliyordu Ayşe ve Funda hızlarını arttırmıştı. Artık düz yolda 22 km üstünde yol alıyorduk o yüklerle. Belki ikisine de yolda az söyledik ama sergiledikleri bu performansı tebrik ediyorum hiç de kolay değildi.
Rize'ye uğradığınızda şehir merkezi içinde liman lokantasında mutlaka ama mutlaka yemek yenmeli. O yemeğin üstüne de sütlaç üstü tereyağlı tel kadayıf ve fındık. Offfff offffffffff üst katta yatak olsaydı yemin ediyorum akşam orda konaklayacaktım :D

Pazar Kavşağına kadar gittik. Saat de 18:00 olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Funda otostop yapıp Kevser'i analım dedi. İyi hadi analım dedik ve başladık otostop çekmeye. 6 kişiyi ve yüklü bisikletlerini kim alır. Tabii ki anca bir kamyon alır. Yaylaya çıkan kamyonlardan biri durdu bizi Çamlıhemşin'e kadar götürdü. Kalan 18 km için de verdiğimiz benzin parasının üstüne 120 tl para istedi. Oha dedik nerde misafirperverlik. Bırak amca biz tırmanırız sağolasın dedik. Başladık tırmanmaya. Hava karardı ışık yok, yağmur yağıyor, o noktaya kadar da 130 km yol yapmışız. Ayşe'nin dizleri ağrıyor ve tırmanacağımız yol ciddi bir eğimde. Hemen karar verdik ve daha fazla ilerlemeden oraya kamp attık. Kamp atacağımız alanı bulduk ama arazi sahibinden izin almak için Cihad'ın aracılığı ile Yalçın Şahin'e ulaştık. Biz kamp atmayı beklerken adam bizi aracı ile almaya geldi. Ve yayladaki dağ evine çıkardı. Orda kardeşi bize çay hazırladı, sobayı yaktı. "Haçen uşaklar buraya kadar gelmişunuz neden daha erkenden aramiyosinuz? Armut kafa Cihad bu ayneye kadar aklin nerdeydu daa.." Cihad'ın adı bundan sonra zaten armut kafa olarak kaldı. :D

Ayder yaylasına akşam gittiğimiz için nerde olduğumuzu bile anlamamıştık. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte yattığım yerden karşıdaki karlı dağlar, muhteşem çam ormanı temiz hava her şey bir fotoğraf karesiymiş gibi gözüktü. Hava buz gibiydi ama ben üşümüyordum. Hemen alt kata indim kapıyı açtım mis gibi dağ havasını içime çektim. Hep birlikte muhteşem bir kahvaltı yaptıktan sonra yaylada yürüyüşe çıktık. Yahu ne iyi yapmışız da gelmişiz. Bu bisikletle gezmeyi bu yüzden çok seviyorum işte. Hayatım boyunca da seveceğim. Bu güzellikleri görmek lazım. Zaman ayırıp gelin. Yaratın o zamanı kendinize, inanın buna değecektir.

Burada ufak bir detaydan bahsedeceğim. Akşam Enes ile birlikte o gün çektiğimiz videoları seyrediyoruz, düzenliyoruz falan aşağıdan bir ses duyuyorum, horlama sesi olduğunu anlıyorum. Enes’ e diyorum ki dinle bak ne sesi geliyor.. Enes bir süre dinledikten sonra gözlerini açarak bana dönüyor. AYIIIIII diyor ciddi ciddi. Gülmekten karnım ağrıyor. Ne ayısı len. Cihad aşağıda horluyor diyorum. Eh Enes de hiç kaçırmıyor kameraya çekiyor, yakında seyredersiniz :D… Ama çok gülüyoruz.

Ayder yaylasından ayrılırken ilginç bir tesadüf oluyor. Bal filminin galası için Ayder yaylasında filmin yönetmeni oyuncuları ve diğer ekip çalışanları, belediye başkanı, kaymakam falan herkes orda. Biz de onların arasına katılıyoruz, benim projem duyulunca kameralar gazeteciler falan benle de ilgileniyorlar. Filmin yıldızı Bora bisikletime biniyor, onla uzun uzun sohbet ediyoruz. Dönünce artık filmi seyrederim ben de.

Ayder'den aşağı inerken çok keyif alıyoruz. Sağımız solumuz yeşil, hemen yanımızda Fırtına deresi coşmuş bir durumda. Muhteşem görüntüler kaydediyoruz. 18 km boyunca da yokuş aşağı iniyoruz. Biraz da acele ediyoruz çünkü ayrılık vakti de geldi. Farkındayım kimse gitmek istemiyor ama bu muhteşem Karadeniz turu burada bitti.
Ardeşen'deki otobüs garına gidiyoruz. Üzülüyorum 10 gündür birlikte pedal çeviriyoruz ve artık yalnızım. Otobüs garına vardığımızda otobüslerinin gelmediğini görüyoruz. Evet o otobüs gelmeden benim gitmem lazım. Şu ayrılık olayları hiçbir zaman hoşuma gitmedi. Aşti'den ayrılırken de çok zorlanmıştım; annemin göz yaşları, babamın kendini zor tutması, kardeşimin bakışları, arkadaşlarımın yüzlerindeki ifade. Gene aynı durum. Göz yaşlarımı içime akıtıyorum. Enes, Funda ve Ayşe sizlere çok teşekkür ederim beni bu yolculuğumda tek bırakmadınız, bana sınırın yakınlarına kadar eşlik etiniz, sizleri seviyorum. Yol boyunca da bizlere eşlik eden bisikletçi dostlarıma çok teşekkürler.

5 yorum:

  1. kolay gelsin, yazı kısa resim hiç yok, napalım idare etcez artık...

    YanıtlaSil
  2. Fotoğrafları ayıklamakla mesgulum turkıyeden cıkmadan hepsı gelecek :D

    YanıtlaSil
  3. Turun Samsun'dan Ardesen'e kadar olan kismini bir de benim gozumden okumak icin

    http://yildizaysa.blogspot.com/

    Yolun acik olsun Gurkancim, burasi sayesinde kulagim sende olacak....

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Dostum, ben bu satırları yazarken sen çok uzaklarda bir yerde olacaksın... ama iyi yönden de bak Enes de senden uzak olacak :) mis gibi kafa dinliyor olacaksın...
    Sanırım hala Türkiye sınırları içerisindesin... umarım yakında Marko Polo modunda yeni bir İpek Yolu keşfine başlarsın... Yolun açık Pedalın güçlü olsun...

    YanıtlaSil
  5. Selam umarim hersey yolundadir. Uydu telefonunu merak ettim? Alabildiniz mi? Ve gpsle bulunndugunuz koordinatlari yazarmisiniz? İyi yolculuklar

    YanıtlaSil